İlahi Huzura Hazırlık ve Abdest

İlahi Huzura Hazırlık ve Abdest
13 Haziran 2017, Salı | Güncelleme: 00:21
Din, insanın gözüne duruluk kazandırır, onu şaşılıktan kurtararak doğru ve bir görmesini ister. Kulağını kötü seslerden, gürültüden arındırarak 'sema' ehli olmasını sağlar; tevhidin sesini duysun diye! Burnunun Rahman'ın nefesinden gelen kokuları (tayyibat) hissetmesi için arındırır. Damağını helal ile terbiye eder ki, tatmayı öğrensin diye! Velhasıl duyuların salim hale gelmesiyle varlıkla gerçek ilişki kurabilir. Tevhidin bilgisi önce duyularla idrak edilir. İnsanın hayallerine sınır getirerek kuruntuların ve vehmin esiri olmaktan kurtarır onu. İnsanın iç konuşmasının önüne geçer, geçmiş veya gelecek arasında savrulmadan şimdide toplar onu. Aklına kılavuzluk eder ve onu bir yerde veya bir kararda takılıp kalmaktan kurtararak varlığın zıt görünümlerini idrakini sağlar. Bazen beyaz beyaz değil, siyah da siyah değildir. Velhasıl din insanı harekete geçirir ve bereketin harekette olduğunu gösterir insana. Bütün bunların olabilmesi için insanın 'arınması' lazım gelir. İnsan sürekli kirlenen bir varlık olduğuna göre arınmanın da sürekli olması gerekir. Bazı ibadetler doğrudan arınma işi gören hazırlık ibadetleri mesabesindedir. İslam'da arınmanın başı imandır; iman bir arınma eylemidir. İnsanın güç ve kuvvet iddiasından arınarak gözlerinin varlığa ve hakikate açılmasına iman denir. Tövbe, başka bir arınma ibadetidir. Abdest ise bunların arasında doğrudan arınma eylemiyle temayüz etmiş müstakil bir ibadet olarak kabul edilir.

GÜÇ İDDİASINDAN ARINMAK
Abdest üzerinde geçmişte ve günümüzde çok kere konuşulmuş bir ibadettir. Bu konuşmaların önemli bir kısmı ise doğrudan meseleyle ilgili olmayan konuşmalardır. Bunun sebebi ise abdestin bizi şaşırtacak bir özelliğe sahip olmasıdır. Abdestin beden temizliğiyle ilişkisi, ilk dikkatimizi çeken özelliktir. Abdest üzerindeki konuşmalar daha çok beden temizliği ve sağlıklı yaşam üzerinden kurulur. 'Temizlik imandandır' denilince akla önce bu ilişki gelir. Halbuki temizlik din içinde başka bir anlamda kullanılmıştır. Temizlik önce kanaat anlamına gelir; böyle temizlik, zenginliğin ve huzurlu bir hayatın sebebi olarak emredilmiştir. Hz. Peygamber fakirlikten şikayette bulunan sahabesine 'Taharete devam edin ki, rızkınız bollaşsın' derken buna işaret etmiştir. Sahabe rızkın artmasıyla temizlik arasında ilişki nedir diye sormadan emrin hikmetini anlamışlardı. Temizlik yani gönül temizliği hakiki zenginliktir. Gönlü ve gözü doymamış olanı mülk doyurmaz. Öyleyse ilk Müslüman, nesilde taharetin anlamı, daha gerçek ve daha geniş bir seviyede idrak edilmiştir. Abdest -sadece suyla değil- bazen toprakla alınır; bu kez adı teyemmüm olur. Teyemmümün toprakla alınması insanın bedenindeki kötü enerjinin toprağa verilmesinin vesilesi sayılmıştır. Bunlar bütünüyle yanlış yorumlar kabul edilemez. Şari Teala, bir fiili emrettiğinde, onun hayatımızda birden çok faydası ortaya çıkabilir. Bunlar üzerinde konuşmak ve hikmetleri keşfetmek alimlerin görevidir. İnsanların dine hikmet ve güzel yöntemle davet edilmesinin gereklerinden birisi budur. Fakat ortada şöyle bir sorun vardır. Faydacı yaklaşım belli bir noktaya bizi götürse de işin özünü anlamamıza katkı sağlamıyor. İşin özünü anlayabilmek için bir an faydamızdan ve hatta beşeri dünyamızdan uzaklaşarak hakikatin kendi dünyasına doğru yol almamız gerekir. Kendi fayda ve zararımızın dışında düşünmediğimiz bir işi gerçekte düşünmüş olmayacağız. Bu nedenle insanın hakikati anlayabilmesi böyle bir sıçrama yapmasına bağlıdır.

ABDEST... GAFLETTEN UYANMAK
O zaman şu soruyu sormalıyız: Bütün bedeni ve toplumsal faydalarının dışına çıkarsak Allah bize abdest almayı niçin emretti? Sorunun cevabı bizi günahlara neyin düşürdüğünü, bize Allah'ı neyin unutturduğunu bilmemize bağlıdır. Bir sufi 'en büyük günah varlığındır' demiştir. Bu söz Türkçe'ye aktarıldığı haliyle doğru anlaşılmaz. 'Varlığımız niçin günah olsun ki?' der geçebiliriz. Fakat sözün anlamını derinden düşününce hakikat bize kendini gösterir: İnsanın esas günahı ve gafleti kendini müstakil bir varlık saymasından kaynaklanır. Bu nedenle hazları peşinden koşar, bu nedenle Hakkı unutur. Öyleyse abdestin ilk maksadı bizi ilahi huzura hazırlayacak bir ayıklığı bize kazandırmaktır. Gafletten uyanan insan huzura kabul edilir. Gafilin Hakkın huzurunda ne işi ola ki?

AKILLI İNSAN KİMDİR?
Ehl-i beyt imamlarından İmam Cafer-i Sadık Hanefilik, mezhebinin kurucusu büyük İmam Ebu Hanife'ye şöyle sorar: 'Ey İmam! Akıllı insan kimdir?' Ebu Hanife şöyle cevap verir: 'Akıllı insan iyi ile kötüyü ayırt edebilin kişidir.' Yani aklın görevi iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmektir. Bunu yapana ise akıllı denilir. İmam bu cevabı beğenmemiş, şöyle demiştir: 'Bunu herkes yapabilir. Her insan, iyinin ve kötünün ne olduğunu bilir.' Ebu Hanife İmam'a sormuş: 'Sizce akıllı insan kimdir?' O da şöyle demiştir: 'Akıllı insan iki hayır ile iki kötülüğü ayırt edebilen insandır. İki hayırlıdan daha hayırlısını iki kötülükten ise (zorda kalırsa) daha az kötü olanı seçebilen kişi akıllı insandır.'


BİR AYET

'Allah'ım, ey mülkün sahibi! Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir.'
Müslümanlar kadere iman eder. Ancak kadere iman, bilinmezlik ve belirsizlik karşısında acizlikten doğan teslimiyet değildir; tam aksine her şeyi bilen hikmet sahibi bir Allah'a inanmaktan kaynaklanan bir güven teslimiyet verir Müslümanlar'a. Kadere iman eden kederden emin olur bu demektir. Kadere iman, Allah'ın mülkün sahibi olmasına dayanır. Mülk her türlü güç, kuvvet ve iktidar demektir. Allah, mutlak iktidar sahibidir ve mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunur. Mülkün ve iktidarın sahibi kim ise tasarruf onundur. İnsana düşen ise ilahi iradeye teslimiyettir. Allah dilediğine mülkü verir ve onu güçlü eyler; dilediğinden çeker alır. Bu durum insanın sorumsuz olmasını gerektirmez. Allah'ın neyi murat ettiğini bilmediği için kendisine gösterilen hayırlarda bütün gücüyle çalışması gerekir. Müslümanlar kader meselesini yanlış yorumlayarak tembelliğe yönelmiş, tembelliklerini Allah'a imana bağlamışlardır. Böyle bir düşünce Müslümanlıkla bağdaşmaz. Her şeyden önce Müslümanlar'ın nasıl davranacağının örneği Hz. Peygamber'dir. Hz. Peygamber, sürekli çalışmış, gayret üzere yaşamıştır. Tembellik dinde yasaklandığı gibi üretken olmak yüceltilmiştir. İnsanın sadece kendisi için değil, başka insanlara da hayrının ulaşabileceği şekilde üretken olması emredilmiştir. Bütün gücünü harcayan insanın kadere iman ettiğinden söz edebiliriz.

BİR HADİS

'Müminin durumuna gıpta edilir. Her hali kendisi için hayır sebebidir. Sevinecek bir şey olsa şükreder; bu onun adına hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder, bu da onun için hayır olur.'
Bu Hadis-i Şerif, müminin iki durumunu anlatır: Birincisi sıkıntılar, öteki sevinçler karşısındaki tavrıdır. Mümin insan başına gelen her şeyi bir sınav sayar. Bu nedenle bir şeyin iyi veya kötü olması başa geldiği anda değil, sonundaki tavırla belli olur. İnsanın başına neyin geldiğine değil, onun nasıl tepki gösterdiğine bakmak gerekir. Allah bazen sabredelim diye bazen şükredelim diye bizi sınar. Mümin sabrederse Allah'a yaklaşır, şükrederse hem nimet artar, hem Hakka yaklaşır. Bu nedenle müminin umudu tükenmez, morali bozulmaz. Hayat, hangi şekilde giderse gitsin sabır veya şükürle mümin insan hayır elde eder. Belalara sabreder nimetlere şükreder; mümin düşmekten dolayı zayi olmayan kişidir. Hastalık, Allah'ın bir sınavı olduğu gibi sağlık başka bir sınavdır. Allah kuluna sağlık nimetini soracağı gibi hastalıkta ise sabredip sabretmediğini sorar.

SORU-CEVAP

Tövbe nedir?
Tövbe, insanın günahlarından pişman olması, Hakka ve O'nun emrine dönmesi demektir. Günahların sebebi gaflettir. Bu nedenle tövbe Allah'ı hatırlayarak O'na dönmektir. Kelimenin sözlük anlamı yönelmek, dönmektir. Müslüman alimler tövbenin şartları hakkında görüşler beyan etmiştir: Birincisi pişmanlıktır. Kişinin günahtan vazgeçebilmesi için onun Allah'ın yasakladığı bir günah ve kötü bir olduğunu anlaması gerekir. Günah hakkındaki bu bilinç tövbenin sebebidir. Bir işin günah olduğuna inanmak ve onu yapmaktan dolayı pişmanlık tövbenin ilk gereğidir. Ardından insanın davranışını değiştirmesi gerekir. İnsanın davranışını değiştirmesi günahın işgal ettiği vakitleri amel ile doldurması demektir. Zaten her günah bir hayır işin vaktini çalar. Üçüncüsü ise gelecekle ilgili karardır. Alimlerin bir kısmı gelecek hakkında kararlılık sahibi olması gerekir derken bir kısmı gelecek hakkında sadece Allah'a sığınmak gerekir demiştir. Her ikisi aynı anlama gelir. Çünkü bir insanın gelecekle ilgili hüküm vermesi mümkün değildir. Bir daha gaflete düşüp günah işlememesi için Allah'a sığınması gerekir.

E. Demirli danışmanlığında hazırlanmıştır
BİZE ULAŞIN