Oruç Ahlakın Sebebidir: Açlık Üzerinde Düşünelim Biraz!

Oruç Ahlakın Sebebidir: Açlık Üzerinde Düşünelim Biraz!
18 Haziran 2017, Pazar | Güncelleme: 23:51
Ramazan'da oruç üzerinde nadiren konuşulur; açlık, susuzluk ve cinsellikten uzak durmak anlamındaki 'imsak' fiili anlamlı bir iş olarak gelmez aklımıza.
Onun yerine daha çok oruçlu yapılan iyiliklerden ve ahlaktan söz etmeyi tercih ederek büyük bir hataya da düşeriz.
Sanki ahlaklı olmak Ramazan ayına layık bir meseledir, şeklinde bir yanılgı ortaya çıkar. Öteden beni 'Ramazan örfü' böyle şekillendi. Oruç ahlakı 'imsak' fiilinin önüne geçmiştir. 'Oruç tutmak aç kalmak' değildir şeklindeki cümleler konuşmaların baş cümlesi olabilir. İnsanlar, birbirlerine bu cümlede anlatılan ahlakı salık verir, aç kalmak yerine dikkatimizi ahlaklı olmaya vermemiz gerektiği anlatılır. Bu tavır tamamen yanlış değildir, çünkü bazı hadislerde mesele böyle ele alınır. Hz. Peygamber, 'Bazı oruçlular için oruçtan geride açlık kalır' dedikten sonra başka söze gerek var mı? Bu yazıları takip eden değerli okurlar, fark edecektir ki, böyle bir soruya 'Evet tabii ki başka söze gerek var' şeklinde cevap vereceğiz.
Gerçekte böyle bir bakışın ciddi sorunlar içerdiğini ve bu sorunların mutlaka tashih edilmesi gerektiğini söylemek gerekir. Oruca böyle bakıldığı sürece, buradan bir tür batini yorumun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu batinilik orucun kurallarını teşkil eden 'imsak' kısmını önemsizleştirerek dikkatimizi orucun maksadına vermekte kendini gösterir. Dini hayatta en önemli meselelerden birisi dinin kural kısmıyla (şeriat) dinin maksadı (hakikat) arasındaki ilişkinin tespitidir. İslam'da tasavvufi hareketlerin yaygınlaşmasının ilk sebebi buydu: kurallar ve maksat arasındaki çelişki!
Günümüzde insanların din ile ilişkilerinde de en ciddi mesele ahlak ve kurallar arasındaki irtibattır. Pek çok insan 'Ahlak yoksa ibadetin ne anlamı var' diye düşünür. Herkes dinin ahlaktan ibaret olması gerektiğini düşünüyor. Günlük hayatta karşılaştığımız en tehlikeli cümlelerden birisi, 'insanın içi temiz olmalıdır' şeklindeki sübjektif bir ölçütün -hatta temenninin- dinin kural kısmına saldırırken bayraklaştırılmasıdır. Oruç ahlakı üzerinde konuşurken böyle bir hataya düşebileceğimizi unutmamak gerekir. Bu nedenle oruç önce 'imsak' fiilidir: ahlak varsa var, yoksa yok! İnsan kendini yemekten ve cinsellikten uzak tutarak oruç tutar. Bunu yapmadığı sürece oruç hiçbir şekilde gerçekleşmiş olmaz. Ahlaklı olmak orucun yerini dolduramayacağı gibi oruç ahlakın sebebidir, neticesi değildir.

AÇLIK AHLAKIN SEBEBİDİR
Din orucu emrederken şöyle bir tespiti zihnen idrak etmemizi ister. Yeryüzünde insanın taşkınlıklarının sebebi aşırı beslenme ve onun teşkil ettiği hırslardır. Aşırı beslenme arzusu bizi toplamaya ve biriktirmeye icbar ediyor. Bu biriktirme öyle bir hal alıyor ki bize hiçbir şekilde lazım olmayacak şeyleri elde etmek ve biriktirmek için savaşlara giriyoruz. Bu bir tarih ve insan yorumudur ve oruç aklı buradan hareket eder. İnsan terbiyesinden söz edebilmek için 'aşırı' tutum ve davranışlardan uzaklaşmanın sağlanması gerekir. Bunun yolu ise bir an için beslenme ile aramıza mesafe koymakla girebileceğimiz bir düşünme sürecidir. Oruçla din insanın biriktirme arzusunun ana güdüsüne yönelerek onun bu zaafını kendisine gösterir.
Bu kontrolsüz beslenme hırsımızı kısmen azaltabilirsek ahlaklı olabilmek için bir zemin elde ederiz. Bunun için yaptığımız iş sembolik anlamı yüksek fakat fiilen basit bir eylemdir:
Bir günün gündüz kısmında yani maişetimizi temin edeceğimiz kısmında beslenmekten uzaklaşarak hırsı yenmeyi 'düşüneceğiz.' Ortada şöyle bir paradoks vardır. Din gündüz vakti bize topladıklarımızdan faydalanmayı yasaklayarak zihnimizi harekete geçiriyor. Başka dinlere ve mistik geleneklere -ki günlerce süren açlıklar, bir ömür cinsellikten uzaklaşmak vardırbakınca, İslam'da oruç süresinin az olduğunu hatırlamalıyız. İslam kolay bir oruç emrederek, bedeni ve hırslarımızı doğrudan terbiye etmeyi değil, zihnimizi terbiye ederek bizi düşünmeye sevk etme yolunu tercih etmiştir.
Oruç, bedeni terbiye etmek yerine aklımızı harekete geçirerek ahlak terbiyesine akıldan başlamıştır. Süresi birkaç günlük bir oruç emredilseydi, bedeni ve hırslarını ezerek, doğrudan ahlaklanmak temin edilebilirdi.
Ancak İslam insan iradesini devre dışı bırakan böyle bir ahlak tarzını fıtrata aykırı buldu. Kısa süreli bir açlıkla zihnimizi harekete geçirerek ahlakımızı irademize havale etti. Oruçtan öğrendiğimiz bilgiye göre ahlaklanarak hırslarımızı yenmek veya oruçluyken ihmal ettiğimiz açlığı oruçsuz zamanlarda fazlasıyla telafi ederek başka bir yöne yönelmek bize bırakıldı. Allah şöyle buyurdu:
'İnsana iyi yol gösterdik.'

YETİM VE PEYGAMBER
Hz. Peygamber bir bayram günü evine gelirken sokakta çocukların mutluluk içinde oynadığını, birinin ise oyuna katılmadığını görünce ona 'sen niçin oynamıyorsun?' deyince çocuk babasının Uhud savaşında şehit olduğunu söylemiş. Hz. Peygamber engin şefkatiyle çocuğa şöyle demiş: 'Senin baban Muhammed, annen Ayşe, kardeşin ise Fatıma olsun ister misin?' Çocuk sevinmiş. Hz. Peygamber çocuğu alıp evine götürmüş, yedirmiş, içirmiş. Sonra çocuk sevinçle arkadaşlarının arasına katılmış. Hasıl-e kelam: Babalar gününün sadece çocuklarımızla ve ailemizle paylaşacağımız bir mutluluk günü değil, milletimizin yetimleriyle birlikte paylaşacağımız bir gün olması temennisiyle!

BİR AYET
'İnsana anne ve babasına karşı güzellikle davranmasını emrettik. Seninle hiçbir bilgin olmadığın bir şeyi bana ortak koşasın diye uğraşırlarsa o zaman onları dinleme. Dönüşünüz banadır. Ben o zaman yaptıklarınızı size haber veririm." (Ankebut, 8).
İslam Allah'a iman ve bağlılık üzerine kuruludur. Allah'a bağlanmak bizi başkalarına kölelikten kurtarır, bizi özgürleştirir. Bu ilke yerine getirildikten sonra Allah, sebeplere teşekkür etmemize müsaade etti. Önemli olan mesele, önceliğin doğru tespitidir. Bir mümin için öncelik Allah ile irtibatıdır. Öteki bütün irtibatlar, sonra gelir. Bu ayetler anne ve babayla ilişkininin zeminini belirlemiştir. Günlük hayatta onlarla en iyi şekilde geçinmek gerekirken bu ilişkinin Allah'ın kurallarını ihlale varmasına müsaade edilmemiştir. Anne ve baba insana Allah'a karşı gelmesine yol açabilecek bir şey söylerse veya bunu öğretirse, onlara itaat etmek dine karşı gelmektir. Bu nedenle müminlerin ilişkilerinde öncelikleri Allah ile irtibattır. Sonra Allah'ın belirlediği şekilde insanlarla en iyi şekilde geçinmeleri gerekir.

BİR HADİS
'Cennet annelerin ayakları altındadır.'
Bu Hadis-i Şerif, annelere büyük sorumluluk yükleyen hadislerden birisidir. Hadis görünüşte anneleri taltif ederken gerçekte hadiste uyarı vardır. İslam'da annelik büyük bir sorumluluk sebebiyken aynı zamanda büyük bir lütuftur. Annelik büyük sorumluluktur. Çünkü anne, bir insanın dünyaya gelmesine vesiledir. İnsanın doğumu bir evrenin doğumudur. Anne, evrenin doğumuna şahitlik eden ve onun süreçlerini yaşayan tek kişidir. Bu itibarla anneler kendilerini müstesna bir göreve hazırlar, insanın yeryüzüne gelişine şahitlik ederler. Uzun süre bedenlerinde bir insana ev sahipliği yapar, onu doğurur, sonra bedenlerinden onu beslerler. Bütün bunlar Allah'ın insana varlık bilgeliğini öğretmek üzere sağladığı büyük lütuftur. Annelik kadar insanın yaratılışı iyi anlayabileceği başka bir bilgi imkanı yoktur. Bütün bu süreçte insanı yaratan, anneyi yaratanın ta kendisidir. Anneliğin insana öğretmesi gereken şey, Allah'ın mutlak yaratıcı olduğu bilgisidir. Bu nedenle çocuk üzerinde öncelik yaratana aittir. Bunu idrak ettiren annelik cennete giden yoldur.

SORU-CEVAP
Bir baba olarak Hz. Peygamber'i nasıl düşünebiliriz? İslam'da babalık adabı nedir?
Hz. Peygamber, her konuda Müslümanlar'ın rehberi ve örneğidir. Bu meyanda Hz. Peygamber'in hayatındaki en önemli ilke tevhit idi: Tevhit hayatın her anında Allah'ı bir ve öncelikli kabul etmek demektir. Hz. Peygamber'in dışarıdaki hayatı nasılsa aile ve ev hayatı da öyleydi. Yani merkezinde Allah'ın olduğu bir hayat yaşamıştı. Bu meyanda İslam'da babalığın ilk görev, evlat ve ailesini bir emanet kabul etmektir. Hz. Peygamber bize bunu öğretti. Hiçbir baba çocuklarını mülkü olarak görme hakkına sahip değildir. Aile insana bir emanet olarak yüklenir. Babanın birinci görevi aile üyelerine Allah'ın belirlediği şekilde hizmet etmek, onları emanet kabul etmektir. Emanete hainlik etmenin bir yönü de babanın sınırsız iktidar ve otorite anlayışıdır. Hz. Peygamber kendi çocuklarını sever, onlarla en güzel şekilde ilgilenirdi. Bu konuyla ilgili pek çok rivayet vardır. Ancak esas mesele bu değildir. İslam'da babalığın itibarı insanın kendi çocuklarıyla ilişkisinde ortaya çıkmaz. İslam'da babalık başka insanların çocuklarıyla ilişkide ortaya çıkar. Hz. Peygamber kendi çocuğuna davrandığı gibi bir yetime davranır, kendi çocuğunu sevdiği gibi başka birinin çocuğunu sevebilirdi. İslam'da babalık bütün çocuklara karşı böyle bir dikkat ve saygıyla hareket edebilmektir. Sadece kendi çocuğuna odaklanmış bir babalık anlayışı İslam'ın tavsiye ettiği babalık değildir.
BİZE ULAŞIN