Hasan Basri Yalçın

HASAN BASRİ YALÇIN

Tarihi 7 Haziran 2017

Dört tür abartıdan kaçınmak

Türkiye'nin devlet olarak Katar krizine ne tür bir tepki vereceğini göreceğiz. Ancak konu kamuoyunda da tartışılır hale geldi bile. Çok sayıda ve farklı tepkiler var. Ama dördü benim dikkatimi çekiyor. Birincisi duygusal, ikincisi korkutucu, üçüncüsü yayılmacı, dördüncüsü ise provokatif bir dil kullanıyor.
Aslında dördü de abartılı ve Türkiye'yi bir tarafa mahkum etmek isteyen iddialar içeriyor.
Birincisi Katar'la ilişkimizi duygusal bir ilişki olarak sunanlar var. Katar'ı sonuna kadar savunmak bizim ahlaki görevimizmiş.
Tamam. Katar önemli bir müttefikimiz.
Ama aramızdaki ilişki hiç de öylesi duygusal bir zeminde değil. Gayet rasyonel bir ilişki. Arap Baharı'nda aynı tarafa düştüğümüz için yakınlaştık.
Özellikle Mısır'da Sisi darbesinden sonra. Katar bir müttefik, ama o kadar.
İki millet, tek devlet falan değil. Bunun böyle olmadığını biz Türkiye'deki tüm kritik süreçlerde gördük. Belki Katar devleti Türkiye'yi destekledi. Ama kendini feda etmedi. Kimse de kendini feda etmesini beklemedi. Genelde böyle olur. Dolayısıyla, Türkiye'de abartılı ve duygusal bir tepkiden uzak durmalı.
İkinci tepki ise daha stratejik bir temele dayanıyormuş gibi yapıyor. Ama bu kez de Türkiye'nin korkularını abartmaya dayalı bir irrasyonaliteye savruluyor. Katar Türkiye'nin son kalesi gibi anlatılıyor.
Katar düşerse Türkiye de düşer deniliyor.
Korkuları bu yöntemle abartmanın uluslararası ilişkilerdeki karşılığı domino teorisi veya onu doğuran 'Münih Sendromu'dur. Münih Konferansı'nda Çekoslavakya'yı Hitler'e vermeseydik İkinci Dünya Savaşı başlamazdı inancına dayanır domino teorisi. Soğuk Savaş'ta üretilen bu korku siyasetine göre Vietnam düşerse Kore, Kore düşerse Japonya, Japonya düşerse Avrupa, Avrupa düşerse Amerika düşer dediler. Tabii bunların hiçbir gerçeklik payı yoktu. Fakat bu abartılmış korkulara inanan Amerikan yönetimleri Vietnam başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafında gereksiz savaşlar yaptılar ve ağır kayıplar verdiler.
Bir ülke asıl çıkarı neredeyse oraya odaklanmak zorunda. Aşırı ve abartılı ulusal çıkar tanımlamaları sonra başınızı derde sokar. Katar düşerse Türkiye düşer demek gereksiz yere korkuları körüklemek anlamına gelir.
Üçüncü tepki ise iştahı kabarık bir tepki. Türkiye'nin Körfez'de, Ortadoğu'da ve Dünya'da etkinliğini körfeze ve Katar'a bağlıyor. Katar'da üssümüz varmış ve bu üs nüfuz alanımızı genişletmek için vazgeçilmezmiş. Evet Katar'da Türkiye bir askeri üs kuruyor. Ama kimse kusura bakmasın Katar'daki askeri üs Türk dış politikasının vazgeçilmez direği değil.
Zira o üsten kalkan uçaklarımız Körfez'i yönetmiyor. Katar'da tonlarca ülkenin çok sayıda üssü var. Hiçbiri Katar bizim son kalemiz demiyor, demez. Ülkeler kendileri için öncelik sıralaması yaparlar ve bu sıralamaya göre hareket ederler. Mesela şimdilik Türkiye'nin öncelik sıralaması Katar'dan değil Suriye'den geçiyor.
Burnumuzun dibinde PYD varken Katar'daki üs için kavgaya girişmek mantıklı değil. Katar'da bir üs tabii ki olsa iyi olur. Ama sıralamada ilk değildir.
Yanlış sıralama ve aşırı iştah hataya zorlar.
Katar'a vereceğimiz sınırsız bir destek uluslararası kamuoyunda İran'a veya teröre verilmiş destek olarak sunulabilir.
Suud ile yaptığımız ticareti baltalayabilir.
Bu nedenle Türkiye'nin iştahını kabartmaktan da kaçınmak gerek.
Dördüncü söylem ise provokatif.
Kılıçdaroğlu grup konuşmasında "derhal Katar'la ilişkiyi kesin, Rabia'yı terk edin" gibi laflar ediyor. Bu muhalefet sorumluluğuna hiç yakışmıyor. Dış politika gündemini içeride kullanarak Türkiye'yi yanlış ve hızlı bir tercihe zorlamak kimsenin işine gelmez. Ama maalesef muhalefet bu kışkırtıcı söylemi kullanıyor.
O da Türkiye'yi Katar'ı terk etmeye çağırıyor. Nasıl Katar'ı sonuna kadar savunmanın maliyeti varsa, Katar'ı hemen terk etmenin de maliyeti vardır. Türkiye bu dengeyi sağlamak zorunda. Bu nedenle bu provokatif dil de göz ardı edilmeli.
Böylesi coşkulu, korkulu, yayılmacı ve provokatif tepkilere teslim olmamalı.
Türkiye için doğru düzgün bir dengeyi sürdürmek ve Katar ile Suud arasındaki bu gerginliği kendisine zarar vermeyecek şekilde yönetmek mümkün.