GALERİ

99. yılında 12 Mart İstiklal Marşı'nı kabulü: Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri

12 Mart İstiklal Marşı'mızın kabulü, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde etkinliklerle kutlanıyor. İstiklal Marşı'nın kabulünün 99.yılında ilk akla gelen isim tabi ki Mehmet Akif Ersoy. Kurtuluş Savaşı sonrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından talep edilen İstiklal Marşı'nı herhangi bir çıkar gözetmeden yazan Mehmet Akif Ersoy'u bakın torunu Selma Argon nasıl anlatıyor. İşte Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri...

İSTİKLAL MARŞI'NIN YAZILIŞ VE KABUL EDİLİŞİ

İstiklal Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 12 Mart 1921'de yapılan oturumda Türkiye'nin milli marşı olarak kabul edildi.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ordudan bir istiklal marşı yazılması isteği gelmesi üzerine Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) 500 lira ödüllü bir yarışma açar. Bakanlık, yarışmaya gönderilen 724 şiirden 6'sını seçip bastırdıktan sonra milletvekillerine dağıtır. Ancak bu şiirleri yeterli bulmayan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), yarışmaya para ödülü olduğu için katılmadığını öğrendiği Burdur Milletvekili Mehmet Akif'e (Ersoy) bir mektup yazarak kendisinden yarışmaya katılmasını ister.

Meclisin 12 Mart 1921'de Başkanvekili İstanbul Milletvekili Dr. Adnan (Adıvar) Bey başkanlığında yaptığı toplantıda, Mehmet Akif'in şiiriyle birlikte 7 şiir ele alınır. Tartışmalardan sonra İstiklal Marşı olarak kabul edilen Mehmet Akif'in şiiri, Meclis kürsüsünden Bakan Hamdullah Suphi tarafından okunur.

Mehmet Akif ise para ödülünü almak istemez. Yarışmanın şartnamesi uyarınca almak zorunda olduğu belirtilince, Mehmet Akif, parayı "Darül Mesai" adlı bir yardım kurumuna bağışlar.

Marşın kabulünden sonra Maarif Vekaleti bu kez beste yarışması açar. 24 müzisyenin katıldığı yarışmanın sonuçlanması savaş yüzünden gecikir ve Bakanlık, 1924 yılında oluşturulan özel bir komisyonun, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini "İstiklal Marşı" olarak belirlediğini duyurur. Ancak Çağatay'ın bestesinin Türk müziğinin etkisi altında olduğu gerekçesiyle 1930 yılında alınan karar uyarınca Osman Zeki Üngör'ün bestesi, "İstiklal Marşı" olarak benimsenir.

TORUNU DEDESİNİ BAKIN NASIL ANLATIYOR

Selma Argon, "Dedem İstanbul Fatih'te doğdu ve çocukluğu Fatih Camii'nde geçti. 4 yaşında okumaya başladı. Annesi dini eğitim görmesini istiyordu. Babası onun öğretmeni gibiydi. Dedem Farsça, Arapça ve Fransızca'yı ana dili gibi konuşuyordu. Öğretim hayatı zorlu geçmiş ama öğrenmeye doymayan bir insandı. Hocalarının peşinden ayrılmazdı. Onlardan ders almak için sokakta pazarda nerede görürse görsün peşlerinden koşardı. Bir kelime bile öğrenmek için çocuk yaşında tüm gücüyle çabalardı. Ömrünü öğrenmeye ve öğretmeye adamıştır" dedi.

"Yürürken düşünür, fikirlerini geliştirirdi"
Dedesinin sporcu bir kişiliğe sahip olduğunu söyleyen Argon, "Başka bir özelliği de sportmen oluşuydu. Sporla vücudun ve beynin çok güzel geliştiğini bize anlatır. Şimdinin gülle atma sporuna benzeyen taş atma diye bir spor vardı. Onda birinciydi.

Boğazı yüzerek geçecek kadar iyi bir yüzücüdür. Yürümeyi çok severdi. Fatih'teki evinden Halkalı'daki okuluna yürüyerek gidip gelirdi. Yürürken de düşünür ve fikirler geliştirirdi. Aynı zamanda güreşçidir. Hep bir alışveriş halindedir. Kendisine güreş öğretene okuma yazma öğretirdi. Neyzen Tevfik'ten ney üflemeyi öğrenir ama ona da karşılığında Farsça öğretir" diye konuştu.

MEHMET AKİF ERSOY'UN HAYATI
Şiirlerinde milli ve manevi duyguları ön plana çıkaran usta kalem Mehmet Akif Ersoy, Buhara'dan Anadolu'ya gelen bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım ile Fatih Camisi medrese hocalarından Kosova doğumlu Mehmet Tahir Efendi'nin çocuğu olarak 20 Aralık 1873'te İstanbul Fatih'te dünyaya geldi.

Babasının ebced hesabıyla doğum tarihine karşılık gelen "Ragif" adını verdiği Ersoy, arkadaşlarının ve annesinin daha kolay telaffuz edildiği için kendisine seslendiği "Akif" ismini benimsedi.

Mehmet Akif Ersoy, ilk öğrenimine Fatih'te Emir Buhari Mahalle Mektebi'nde başladı, 1882'de Fatih Merkez Rüştiyesi'nde orta öğrenimine devam etti. Babasından Arapça dersi alan, aynı zamanda Fatih Camisi'nde Farsça derslerini de takip eden Ersoy, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde sürekli birinci oldu.

Rüştiye yıllarında şiire merak duymaya başlayan ve şiir kitaplarına yönelen Ersoy'un okuduğu ilk manzum eser ise Fuzuli'nin "Leyla ve Mecnun"u oldu.

Ersoy, rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885'te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi'ne kaydoldu. Babasını 1888'de kaybeden Ersoy'un ailesi, ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanmasıyla yoksulluğa düştü.

Usta şair, öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi'ni bıraktı. Yeni açılan veteriner yüksekokulunda "Ziraat ve Baytar Mektebi"ne başlayan Ersoy, 1893'te mektebin baytarlık bölümünü birincilikle bitirdi.

Okul yıllarında spora da ilgi gösteren Ersoy, başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı.

İLK MATBU ESERİ 1893'TE YAYIMLANDI
Mehmet Akif Ersoy'un şiire olan ilgisi, okulun son iki yılında giderek artarken, çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı, bilinen ilk matbu eseri ise "Hazine-i Fünun" mecmuasında 1893'te yayımlanan bir gazel oldu.

"Tophane-i Amire" veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım'la 1898'de evlenen ve 3 kız, 3 erkek çocuğu olan Ersoy'un oğullarından biri, henüz 1,5 yaşındayken vefat etti.

SON DAKİKA