GALERİ

Osmanlı'nın en çok merak edilen padişahı II.Abdülhamid'in hiç bilinmeyen bu projesi...

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde tahta geçen ve imparatorluğun ömrünü uzatan padişah olarak da bilinen II.Abdülhamid, payitahtın dört bir yanına yeni eserler yaptırırken, birçok eseri de ihya etti. Bugün İstanbul'da bulunan 68 askeri yapıdan 37'sini yaptıran kişi olan Sultan Abdülhamid, İstanbul'u marka şehir haline getirmek için de birçok eser tasarladı. İşte sizler için II. Abdülhamid'in hiç bilinmeyen projelerini derledik...

Şehir tarihimiz açısından İstanbul'un simge mekânlarından birisi olan Bizans'ın Hipodrom'u, Osmanlı Devleti'nin At Meydanı, Osmanlı dönemi boyunca açık bir alan olarak kullanılmıştır. Bizans döneminde olduğu gibi dönemin çeşitli faaliyetlerine şahitlik etmiştir. At Meydanı ismi verilen mekânda yer yer cirit ve at yarışlarının yapıldığı, Osmanlı hanedanının düğün ve sünnet gibi görkemli şenliklerinin düzenlendiği, hatta Fatih Sultan Mehmed'in de gürz talimi yaptığı bilinmektedir. Lady Montegu 10 Nisan 1718 tarihinde, İstanbul'dan Lady Bristol'e yazdığı mektupta, ''Laf aramızda Londra'daki St. Paul Kilisesi Ayasofya ile kıyaslanmayacağı gibi en bakımlı meydanlarımız da At Meydanı ile boy ölçüşemez'' diyordu.

Fakat devrin her türlü siyasal ve kültürel gelişimlerine şahitlik etmiş meydan zamanla bakımsız kalmış, yangınlar ve depremler sonrasında açık alana sığınma ihtiyacı hisseden vatandaşların kurduğu geçici barakalarla tarihi meydan bakıma muhtaç hale gelmiştir.

At Meydanı'nı düzenlemeye yönelik ilk ciddi adım Sultan Abdülaziz döneminde atılmış, 1856 yılında Yılanlı Sütun ve Dikilitaş'ın temellerinde kazılar yapılmıştı. Kazıları yapan İngiliz arkeologlar, At Meydanı'nın orijinal seviyesini tespit etmişlerdir. 1861 yılında Zaptiye Nazırı Hüsnü Paşa'nın girişimi ile meydan, bir park olarak düzenlendi. Bu hususta diğer bir ciddi girişim ise Sultan Abdülhamid'in iradesiyle gerçekleşti. Ticaret Mektebi, Defter-i Hakani Nezareti, Baytar Mektebi bu dönemde yapıldı. Sultan'ın ikinci girişimi, 1899'da Alman İmparatoru II. Wilhelm de meydanın kuzey ucunda yapılması için bir çeşme hediye etti.

Sultan II. Abdülhamid Han'ın talimatıyla çalışmalar yapan Fransız şehir plancısı Bouvard, meydan için çizdiği tasarımlarda At Meydanı'nı orijinal seviyesine indirmişti. Taban, simetrik inşa edilecek birkaç merdivenle ciddi seviyesine ulaşacaktı, meydanın Divanyolu'na erişen kuzey ucunda bir giriş düşünülmüştü. Bir önceki tasarımda budama ile biçim verilmiş peyzaja sahip köşe noktalarında ağaçlar bulunan simetrik Fransız Bahçesi, görünümünü korumuştu. Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun'un sıralanışı simetriyi sağlıyor ve meydana hafifçe Paris, hatta Concorde Meydanı havası veriyordu.

Meydanın iki tarafında yükseltilmiş bir kaldırım boyunca dikilecek ağaçlar, meydana zarif bir sınır çizecekti. Bouvard tasarısında, 1616 tarihinde inşa edilmiş Sultan Ahmed Külliyesi Medresesi'nin tamamen, bahçe duvarınınsa kısmen yıkılmasını, böylelikle At Meydanı'nın uzun cephesini dik açıyla kesen hattın vurgulanmasını sağlamayı önermişti.

Caminin avlusuna tipik bir Fransız bahçesi yer alacak, avlunun ortasındaki Alman Çeşmesi, üstü açık heykelvari bir yapı ile değiştirilecekti. Projeye göre At Meydanı'nın batısındaki 16. Yüzyıl yapısı İbrahim Paşa Sarayı da yıkılacak, yerine polis müdürlüğü yapılacaktı. Bu dev bina, At Meydanı'nı boydan boya kaplayacak, ''e'' harfi biçiminde, yaklaşık 480 metre uzunluğunda olacak, ölçek ve plan itibariyle Bouvard'ın Paris'teki şaheseri Sanayi Sarayı'na benzeyecekti.

Ancak Bouvard'ın tasarladığı proje, Osmanlı idaresi tarafından beğenilmemiş ve uygulanmamıştır.

Salih Münir Paşa, Sultan II. Abdülhamid Han'ın talimatıyla Fransız Şehir Plancısı Bouvard'a, İstanbul Nazım İmar Planı hazırlamasını teklif etmiştir. Teklifi kabul eden Bouvard, İstanbul'un büyük boy fotoğraflarını sipariş ederek, Paris'te bu fotoğraflar üzerinden çalışmalar yapmıştır. İstanbul için adeta yeni bir ima önerilen bu projelerde, anıtların ön plana çıkarılması ve temaşa alanlarının açılması prensibini tavsiye etmekteydi. Bouvard'ın tasarladığı At Meydanı projesinde, şehrin tarihi dokusunu korumayı amaçlamışsa da Beyazıt Meydanı tasarından farklı bir yaklaşım benimseyerek, kentte gerçek bir şehir merkezi önerisi sunuyordu.

Bouvard'a çizdirilen Beyazıt Meydanı projesinde, yüzyıllardır var olan meydanın boyutları genişletilerek büyük bir dikdörtgen alan oluşturulması ve Harbiye Nezareti'nin bulunduğu eksen üzerine bir Belediye Sarayı konumlandırılması amaçlanıyordu. Oluşturulan bu yeni meydan, kuzey-güney ve doğu-batı eksenleriyle merkez noktalarında fıskiyeler bulunan, 4 kareye bölünecekti. Bu projenin ana unsuru olan Belediye Sarayı, devasa merkez kulesiyle olukça dikkat çekecekti.

Meydanın batısındaki Sultan Beyazıt Medresesi yıkılacak, yerine avlulu ve kubbeli ikiz binalar inşa edilecekti. İnşa edilmesi tasarlanan bu binalar, Sanayi ve Ziraat Müzesi ile devlet kütüphanesi için, eğitim-kültür ile modernleşmiş ve ilerlemiş bir şehrin olduğu mesajı verilecekti.

Adeta Paris'in kötü bir kopyası sayılan ve şehrin topografyasının dikkate alınmadan tasarlandığı bu proje Osmanlı idaresi tarafından beğenilmemiş ve uygulanmamıştır. Sultan Abdülhamid, sadece yaptıklarıyla değil yaptırmadığı bu proje ile de övgüyü hak etmektedir.

Rumeli ve Anadolu Yakası ile birbirinden farklı güzellikleri bünyesinde barındıran İstanbul'un, geçmişten günümüze ne büyük sorunlarından birisi hiç şüphesiz ulaşımıdır. Şehir içi ulaşım problemlerinin çözülmesinin yanı sıra boğaz ile birbirinden ayrılan iki yakanın birleştirilerek ulaşımda rahatlama sağlanması hususu, şehrin yönetenlerin ulaşımdaki en önemli gündem maddesi olmuştur.

Rumeli ve Anadolu'yu birbirine bağlamak için tarih boyunca köprü projeleri yapılmıştır. Lakin Sultan II. Abdülhamid döneminde, boğazın altından yapılacak bir tünel ile iki yakanın birbirine bağlanması hedeflenmiştir.

Cisr-i Enbubi ismiyle bilinen tüp geçiş projelerinin ortaya çıkışı, biraz da o dönemki demiryolu alanındaki ilerlemeden dolayıdır. 1873 yılında Sultan Abdülaziz döneminde Haydarpaşa merkezi demiryolu ile Anadolu'ya, 1888 Sirkeci merkezli demiryolu ile de Edirne'ye hatta Avrupa'ya ulaşmıştır.

Geriye bu iki yakada yer alan Sirkeci ve Haydarpaşa garlarının boğazın altından yapılacak bir proje ile kesintisiz ulaşım için bağlantı kurulması kalmıştı. Bu iki istasyonu kesintisiz şekilde birbirine bağlamak, 19. yüzyıl sonlarında dönemin yöneticilerinin temel hedefiydi. Önlerindeki en büyük engelse sert akıntıya sahip boğazdı.

SON DAKİKA