Ruhsar Hanım'ın sırrı ne?

13 Ağustos 2009, Perşembe | Güncelleme: 23:33

Ruhlar aleminde bir yolculuk yapmak ister misiniz? O zaman buyurun size İzzet Çapa'nın tarotçusundan, Füsun Önal'ın medyumluğuna uzanan acayip bir hikaye

Fal, tarot, ruh çağırma ya da reankarnasyon türü kavramlar -her ne kadar birbiriyle aynı şey sayılmasa- da hep ilgimi çekmişti ama hiç birine inandığımı söyleyemem. Oysa yıllar önce öyle bir olay yaşamıştım ki tüm inanç sistemim allak bullak olmuştu. Geçenlerde İzzet Çapa'nın bir söyleşisini okurken aklıma birden yetmişli yılların ortasında tanık olduğum o olay geldi. Söyleşisinde Çapa, "İşlerimi sosyal trendler, sezgilerim ve tarotçumun öngörüleriyle yönetirim" diyordu. Hem de nerede? Türkiye'nin en saygın ekonomi dergilerinden birinin, CNBC-e Bussiness'in kapak sayfalarında. Milyon dolarlarla oynayan bir iş adamı olmamasına rağmen Türk ekonomisine yön verenlerin kapak olduğu bir dergide, eğlence dünyasının bu yaratıcı ve aykırı patronu "Tarot" tan bahsediyor ve açıkça başarısını kısmen de olsa tatortçusu'nun önerilerine bağlı olduğunu çekinmeden anlatıyor... Tam kendine yakışan bir şekilde, insanı hem gülümsetiyor, hem düşündürüyor. Benim için önemli olan ise, yıllar önce zaten sarsılmış olan ön yargılarımı bütünüyle sarsması...

FÜSUN MEDYUMMUŞ...

Yetmişli yılların ortasıydı. Sevgili Füsun Önal'ın ününün doruğunda olduğu yıllar. Atilla Özdemiroğlu ile evli. Bir gün bir telefon geldi. "Füsun'u uyutacaklarmış..." Hayda... Sonra öğrendik ki, bir hipnoz ve reankarnasyon seansı bu... Rüçhan Abla'nın (Çamay) evinde toplandık. O zamanlar bu işlere çok takmış Rüçhan abla. Tüm inanmayanları bir araya getirip "ruhlar alemi" ile dalga geçenleri mahçup etmek istiyor. Onlar da biz oluyoruz. Başta Füsun'un eşi Atilla, Şanar Yurdatapan, Fikret Hakan, gazeteci ağabeyim Doğan Şener, Seyyal Taner, bir de Rüçhan Çamay'ın o günlerdeki eşi Osman Dipher. Evinin geniş salonunda toplandık, biz biraz saygılı olmaya çalışıyoruz ama Osman, elinde viski bardağı resmen dalgasını geçiyor. Atilla da şaşkın "Füsun medyum muş ha...?" Herkes bıyık altından gülümsüyor. Diş doktoru olduğunu öğrendiğimiz Ferhan bey, önce Füsun'u hipnotize etti, eline iğne filan batırdı. Kızdan çıt yok. Buraya kadarı normal. Sonra asıl olay başladı.

RUHSAR HANIM GELİYOR

Ferhan bey, Füsun'a tarih, gün ve saat vererek ne yaptığını sorup yaşamını geriye doğru götürüyor. Örneğin "1975 yılının 15 Nisan günü neredesin? Ne yapıyorsun?" diye soruyor. Kendinden geçmiş olan Füsun yanıtlıyor. Üç saat sürecek olan seans banta alınıyor. Füsun'un sesi giderek gençleşiyor. Çocukluk günlerine gelince tam bir çocuk, derken bebek gibi konuşuyor. Doğum tarihinden bir gün öncesi sorulunca, baygın olan Füsun, sadece "Karanlık" diyor. Tarih daha da gerilere gidince birden ondan çıkan yaşlı bir kadın fısıldaması, kanımızı donduruyor: "Ben Ruhsar... Ne istiyorsunuz?" Artık Füsun'un yerine, yaşlı bir İstanbul hanımefendisi konuşuyor. Bir denizci ile evliymiş, çocuklarının adına, hatta oturduğu evin adresine kadar anlatıyor. Adres olarak Kuruçeşme'de bir sokak adı veriyor. Hepimiz donmuş kalmışız. Füsun iyice yorulunca, Ferhan bey, not almış olduğu aynı tarih ve saatleri teker teker sorarak onu bugüne döndürüyor. Füsun uyandırılıyor. Hiçbir şey hatırlamıyor. Ertesi gün bantı dinleyince nasıl garip bir olayın kahramanı olduğunu anlayacak. Onun numara yapmadığı kesin bir gerçek. Atilla'nın da ağzı bir karış açık kalmış. Tıpkı bizler gibi...

GERÇEĞİN PEŞİNDE

Ertesi gün Fikret Hakan'ın arabasıyla 'Ruhsar hanım'ın verdiği adrese gidiyoruz. Muhtara soruyoruz. Evet, sokak ismi doğru. Ama yıllar önce çıkan bir yangında bütün kayıtlar yok olmuş. Ruhsar hanım yaşamış mı, yaşamamış mı? Bu soru, bugün bile kafamı kurcalayıp duruyor. Gerçek nerede başlıyor nerede bitiyor? Bu nedenle İzzet Çapa gibi bir 'Gece hayatının efendisi' nin tarotçusuna olan inancını yadırgayamıyorum. Ve bir başka "efendi"nin, 'Yüzüklerinin Efendisi'nin yazarı JR Tolkien'in, eserini eleştirenler için söylediği şu cümleyi hatırlıyorum: "Mahkum onu görmese bile dışarıdaki dünya hala gerçektir. Kaçış ihtimali en çok kimi telaşlandırır: Tabii ki gardiyanları" Bizim dışımızda bir dünya var mı? Bizler mahkum muyuz, yoksa gardiyan mı? Bilim herhalde bir gün bu soruların yanıtlarını verecek. O güne kadar ürpermeye devam...
BİZE ULAŞIN