'Ben seni ellerin olsun diye mi sevdim'

18 Ekim 2009, Pazar | Güncelleme: 00:42
Ya Playboy'un kapağından fırlayacak, ya da "Bolero" filmindeki çıplak olarak bindiği atın üzerinde, nal sesleri arasında gelecekti. Bir dönemin erkek rüyalarının üryan prensesiydi o. Dünyanın en güzel üç-dört kadınından biriydi! Bense onu beklerken zeki ve sakin olmaya çalışıyordum. İzzet Çapa'nın davetlisi olarak İstanbul'a gelmişti ve sevgili Çapa ekibi, yenilenen Joke College'de bana bir randevu ayarlamışlardı. Sonunda karşımdaydı işte. 53 yaşına gelmişti ama hala çok hoştu. O hala pırıl pırıl, güzel ve zekiydi. Bense yaşlı ve hala sarsaktım. "Yıllarca beklediğim hayali birleşme" olmasa da birlikte güzel bir yemek yedik, hatta Kapalıçarşı'ya bile gittik. O şaşırtmaya devam ediyordu. Örneğin Kapalıçarşı'yı benden iyi tanıyordu. En matrağı da dükkan sahiplerinden birinin şu haykırışı oldu; "Bo abla… Hatırladın mı Bolero… Bolero…" Diğeri biraz tereddütteydi, "Kim lan bu? Azer Bülbül'ün karısı mı?" Bizimki cevabı patlattı: "Bo Derek salak…" Derek, Bolero filmindeki görüntüsüyle yıllar sonra bir Kapalıçarşı esnafının bile aklından çıkmamıştı. Benim nasıl çıksındı ki?

Çok genç yaşta Hollywood yıldızı oldunuz. "Ten" ve "Bolero"daki görüntüleriniz hala bir nesle "vay be" dedirtiyor. Dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak insan olgunluk döneminde neler hissediyor? Kısaca, gençliğinde çok güzel olup da yaşlanmak, haksızlık değil mi?
Kesinlikle hayır. Yaşımdan memnunum. Sadece cildim aynı kalsaydı diye düşünüyorum. Gerçek yanıtı isterseniz bir tek eski cildimi özlüyorum.

HA BUSH, HA OBAMA İKİSİ DE AYNI
Bu özleminizi gidermek çok kolay aslında. Küçük bir estetik operasyon?
Hiçbir zaman istemedim. Her yaşı olduğu gibi yaşamanın keyfini öğrendim artık. Beynimin çalışmasından, dostlarımla beraber olmaktan daha önemli bir şey yok.

Beyin dediniz de… Gerçekten de son yıllarda güzelliğinizden çok birikimlerinizle ortaya çıkıyorsunuz. Mesela politik eylemlerde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarınızla kendinizden söz ettirdiniz. Ama Hollywood sanatçılarından çoğu Obama'ya destek verirken, siz George Bush'un yanında yer aldınız. Neden?
Bu benim seçimimdi. Ama ben hep ortada kaldım. Şunu iyi biliyorum ki Amerika'da başkanlar değişse bile sistem hep aynı kalır. Yani Bush ile Obama'nın değiştireceği bir şey yoktur. Seçimden önce Bush'u destekliyordum, şimdi Obama'yı.

Bizde buna döneklik diyorlar.
Dönülecek bir şey yok ki. Politikalar hep aynı. Ha Bush, ha Obama… Bizim sistemimiz ve hükümetimiz için başkan önemlidir ama o kadar değişik balanslar, ayarlar vardır ki sistemin değişmesine bunlar izin vermez.

Başkanlar kukla o zaman?
Hayır kesinlikle değil. Ülkedeki dengeler yüzünden mecburen iki tarafa da oynamak zorunda kalıyorsunuz. Oynamazsanız o sistemi kuramazsınız. Demokratlar olmadan Bush hiçbir şey yapamazdı. Obama da Cumhuriyetçiler olmadan bir şey yapamaz!

Yani sistem kendini idare ediyor!
Evet iki parti arasında bir ping pong maçı var sanki. Sizin ülkenizde böyle değil mi?

Öyle gibi ama bizim ülkemizde baştaki parti o kadar güçlü ki ping pong'u tek başına oynuyor. Muhalefetimiz biraz çolak! Politik konulara döneceğiz ama ben bir Bo Derek hayranı olarak en çok kıskandığım insanı soracağım size; eski eşiniz yönetmen John Derek'i… Onun ölümüne kadar 25 yıl evli kaldınız. Ve bu ün, onun sayesinde geldi size. Derek'le tanışmanız hayatınızda bir dönüm noktası mıydı?
Hayatımda pek çok dönüm noktası oldu. Ama John ile tanışmadan önce beni üne ulaştıran ilk filmim 'Ten' (10)'u çekmiştim zaten.

5 YILDIR ÇOK AŞIĞIM
O film sizinle birlikte Dudley Moore'u da üne kavuşturmuştu.
Evet bir gecede ünlü olduk. Dudley, İngilterede bir çok filmde oynamıştı ama Hollywood onu bu filmle kabul etti. Çok eğlenceli bir insandı. Ölümüne kadar sürdü dostluğumuz.

John Derek'e dönersek… Bu filmden bir yıl sonra Playboy dergisindeki çıplak pozlarınızla bir kez daha dünyanın gündemine geldiniz. Bu fotoğrafları çeken eşinizdi. Biz 'rahmetli' deriz, rahmetli nasıl bir insandı ki sizden önce yine dünyanın en güzel kadınlarından Ursula Andres ve Linda Evans ile de evlenmişti! Üstelik üçünüz de birbirinize çok benziyorsunuz.
Neye şaşırdığınızı anlayamıyorum. John hep tek eşli olarak yaşadı ve üçümüzle de evlendi. Ursula ve Linda benim hala çok iyi dostlarım. John ile 25 yıl evli kaldık. 11 yıl önce ölünce kendi yolumu çizmeye başladım.

O zaman ne yaptınız?
Sadece hayatın içine atladım. Korkamadım. Yeni bir değişimin içine girdim. Kendime el yordamıyla yeni bir hayat kurdum.

Ya bugün… Şimdi de aşık mısınız?
Çok aşığım. Beş yıl öncesine kadar hayatımda kimse yoktu. Ama şimdi harika bir insanla beraberim. Gerçi yine kıskanacaksınız ama…

Ben aşkımı kalbime gömdüm zaten… Siz mutlu olun yeter… Yeni talihli kim?
John Corbett. O da çok iyi bir oyuncu. Çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Belki 'Seks and the City' dizisinden hatırlarsınız.

Biliyorum. Ne yazık ki felaket yakışıklı bir adam. Gençlik döneminizdeki aşk anlayışınız ile şimdiki arasında bir fark var mı?
İlk kocam John benden 30 yaş büyüktü. Ama birlikte 25 yıl geçirdik. Bütün gençlik yıllarım zaten onunla geçti. O yaşlarda minicik şeyler bile size çok önemli geliyor ve bu, aşkınızın büyük olduğunu hissetmenize yol açıyor. Aldığım bütün kararlar aslında birlikte aldığımız kararlardı. Onun için ben gençlik aşkı diye bir şey yaşayamadım.

Peki ya şimdi? Corbett ağabey ile ilişkiniz nasıl? Üstelik o sizden 5 yaş daha genç.
Şimdiki ilişkim çok daha farklı ve ben çok daha özgürüm. Üstelik hayatımızdaki her şey birbirimize ters, ama çılgın gibi aşığız birbirimize...

Bir dönem hepimizin seks idolüydünüz. Bir seks objesi olarak görülmek rahatsız etti mi?
Onu hiç ciddiye almadım. O sadece bir işti. İşimle özel hayatımı hep ayırdım birbirinden. Benim için oyunculuk bir forma gibiydi. Sete gittiğimde o üniformamı giyerdim. Eve geldiğimde çıkarırdım.

Ama harika bir üniformaydı…
Teşekkür ederim.

Peki Roman Polanski'nin tecavüzden tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu çok karışık bir iş. Roman için çok üzgünüm.

Arkadaşınız mı?
Arkadaşlık diyemem ama aynı çevrelerde çok birlikte olduk. O zamanlar gencecik bir kızdım.

POLANSKİ'YE KIZDIM
Gencecik yaşta size de yan gözle bakmamıştır inşallah.
Çok şakacısınız. Gerçek duygularımı sorarsanız, önce çok kızdım. Yıllar sonra onun başına böyle bir bela gelmemeliydi. Ama bir arkadaşım dedi ki "Roman Polanski, Katolik bir rahip olsaydı, 35 yıl sonra onu tutuklamak mümkün olmazdı." Adaletin gözü kördür. Bana kalırsa Polanski, Amerika'dan kaçmayıp, kendi masumiyetini ispat etmek için savaşmalıydı.

Ama ünlü biri o kadar yıl hapsi göze alabilir mi?
Neden kaçtığını anlıyorum. Ama diğer tarafta da mağdur olan 14 yaşında bir çocuk var. Ben de kendimden çok yaşlı bir adamla evlendim ve 17 yaşındaydım…

Polanski'yi günahlarıyla baş başa bırakıp yine politikayla gelelim. Bush'u desteklediniz ve bütün dünyanın çevre konusunda çok hassas olduğu Kyoto anlaşmasına Amerika'nın imza atmamasına da karşı çıkmadınız. Ama daha sonra 'Yaban Hayat Karaborsasına Karşı Koalisyon' un en faal üyelerinden biri oldunuz. Yani doğaya ve vahşi hayvanlara sahip çıktınız. Bu bir çelişki değil mi?
Kyoto'yu imzalamadan da sera gazlarının etkisinin azaltılabileceğine inanıyorum. Tıpkı Californiya'da Arnold' un yaptığı gibi…

Terminatör efendi nasıl bir çözüm buldu?
Excutive order S-21-09 bildirisini imzaladı.

O nedir?
Yenilebilir enerji üretimine geçmek. Şimdi "O da nedir?" diye soracaksınız.

Keşke hayallerimdeki sadece güzel sarışın olarak kalsaydınız. O nedir?
Su, rüzgar, güneş, bio organik yakıtlar, hatta okyanus dalgalarından bile enerji üretmek…

Yani bu durumda Kyoto anlaşmasını imzalamaya gerek yok diyorsunuz?
Siz sıkılmadınız mı bu konulardan?
BİZE ULAŞIN