Nabza göre hiddet

Cuma 02.05.2009

Dolapdere’den molotof atıp kaçanları ayırt edebilmek için polis nabız kontrolü yaptı. Nabzı fazla atan incelendi!

30 Nisan akşamı haber birimlerimizin kaptanları Şaban Aslan, Cuma ve İstihbarat Şefi Ertuğrul tüm muhabir ve foto muhabirlerimizi ortak toplantıya çağırdı. Saatlerce süren o toplantıda çok ince planlamalar yapıldı. Hangi arkadaşımız İstanbul'un hangi "malum" bölgesinde nasıl çalışacak, merkezle nasıl koordine olacak, fotoğraf kartlarını, bilgi notlarını kim nasıl toplayacak, çatışmanın şiddetlendiği bölgelere takviye haber ekiplerimiz nasıl deplase olacak, aramızdan birinin yaralanması, sakatlanması, makinesinin hasar görmesi, gazdan aşırı etkilenmesi durumunda neler yapılacak hepsi inceden inceye ayarlandı. Aynı toplantıda ulaştırma servisimizin şefleri ve idare müdürlerimiz de hazır bulunuyordu. Araçlarımızın deneyimli sürücüleri daha şafak sökmeden tek tek evlerinden aldı herkesi. Bana birkaç genç arkadaşımla birlikte Taksim Meydanı düşmüştü. Daha pratik olur, her yere kolayca girer çıkar diye ufak motosikletimle dolaşmayı uygun görmüştüm. İyi ki de öyle yapmışım. Sabah saat 06.00 itibariyle de cümlemiz görev mıntıkalarımızdaydık.

KAZANCI YOKUŞU

Dün Taksim Meydanı'nda görev yapan gazeteciler arasında benden gayrı kanlı 1 Mayıs 77'i yaşayan var mıydı bilmem. Gözüme çarpmadı ama ola ki varsa eminim onlar da benimle benzer duyguları yaşamıştır. Anılara betonla kazınmış karelerde panzerin üzerinden geçtiği bir kadın işçi, ölü bedeni abidenin az ötesinde kanlar içinde yatarken hala elindeki DİSK yazılı mini pankartı bırakmamış bir emekçi, Kazancı Yokuşu'nun başlangıcında sıkışıp canını yitiren, cesetleri üst üste yığılı onlarca yurttaş. Dahası art arda patlayan silahlar, çatışmalar, vuruşmalar, yaralanıp, yakalanmalar...

DOLANDIM DURDUM

Dün böyle kabus bir DEJAVU yaşarım diye elim böğrümde izledim 1 Mayıs'ı. Harbiye, Osmanbey, Şişli, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Dolmabahçe, Cihangir, Tarlabaşı cenahlarında da epey dolaştım ama esas olarak Taksim Meydanı'nı merkez aldım kendime. Şimdi minik notlarla izlenim sunayım size:

BEN DE 'GAZ'LADIM

Şunca yılın polis muhabiriyim, sokak ortasında elle nabız ölçerek "eylemci" ayırt edildiğini ilk kez gördüm. Gruplar bir yerden geçmek, bir yere girmek, yürümek istediğinde polis onları durdurup nabızlarını ölçtü. "Makul" şiddette atana hiddetlenmedi. Harbiye taraflarında rastladığım Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı Taksim'e kadar izledim. Yardımcıları ve 8-10 kişilik çevik kuvvet müfrezesi eşliğinde yürüdü Cerrah Müdür. Yol boyunca kurmaylarıyla durum değerlendirip, bilgileri alıp emirler verip yönlendirdi onları. Son derece soğukkanlıydı, geçtiği yerlerde önlem alan genç polislere hal hatır sordu bazılarının başını okşadı, yanaklarını öptü, moral verdi. Bazen de yurttaşlarla karşılaşıp kısa sohbetler yaptı, endişelenmemelerini istedi. Bir ara yanından koşarak geçen sporcu bir hanıma gülerek bakarken esnafla da sohbet etti. "Makul sayıda" sendikacının çeşitli aralıklarla meydana girmesine, küçümen törenler yapmasına izin verildi. Hatta risk alınıp eylem yapma potansiyelleri yüksek varsayılan bir grubun da İstiklal Caddesi'nden alana girmesine müsaade çıktı.

CERRAH'IN GÖLGESİ

Cerrah Müdürün hemen arkasında elinde çantayla takip eden sivil giyimli genç bir polis vardı. Çantasının içinde uzaktan kumandalı patlayıcıları bertaraf eden frekans karıştırıcı "Cimır" aygıtı taşıyordu o genç polis...

BU DEFA POLİS DE 'MAKUL'DÜ
Gerginlikler sırasında Emniyet Müdürü Cerrah, soğukkanlılığını hiç bozmadı... Harbiye'de yanından geçen koşucu kadına şaşırıp gülümsedi. Emekçi Bayramı'nda emekçiler bayramı kutlayıp evlerine döndü. Emekçilerin çöplerini toplamak ise temizlik işçisi emekçilere düştü.
BİZE ULAŞIN