TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Post modern darbe

26 Ocak 2010, Salı | Güncelleme: 02:18
Soğuk bir kış sabahıydı... Tarih 4 Şubat 1997... Ankara'nın Sincan semti sakinleri hiç alışık olmadıkları bir gürültüyle uyandılar. Tank sesleriyle... Kimse gözlerine inanamıyordu... Yine darbe mi olmuştu? Oysa tanklar geldikleri gibi gittiler. Bu sadece bir gövde gösterisiydi. Bundan birkaç gün önce Sincan Belediyesi bir Kudüs gecesi düzenlemişti. İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında büyük tepki oluşturmuştu. Daha sonra Bekir Yıldız tutuklanıp mahkum edilecekti. Ve Genelkurmay 2. Başkanı (RÜTBE) Çevik Bir tankların bu geçişi için, "Demokrasiye balans ayarı yaptık" diyecekti. Ve Türkiye o güne kadar alışmadığı bir deyim ile tanışacaktı: Post Modern darbe... 28 Şubat süreci de diyebileceğimiz olaylar zinciri, yine bir hükümet krizi ile başlamıştı. 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP - ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi'nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştı. Bunun üzerine TBMM'de birinci parti durumunda olan RP ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştı. Erbakan'ın başında olduğu Refah partisinin bazı icraatları giderek askeri rahatsız edecek ve 28 Şubat sürecine gelinecekti. Bunlardan en çok konuşulanları Başbakan Erbakan'ın İran, Pakistan, Singapur, Malezya, Endonezya, Mısır, Libya, Nijerya'yı ziyaretleri sırasında yaşanmıştı. Libya'da, Kaddafi'nin çadırında diplomatik skandal gerçekleşti. Kaddafi, Türkiye'ye ağır eleştirilerde bulundu. Ertesi gün gazetelerin manşetleri bu görüntü ve haberlerle doluydu. Daha sonra Yüksek Askeri Şüra kararları ile orduyla ilişiği kesilenler, Refahlı belediyelerde işe alındı. Erbakan ile ordu arasında bir soğukluk yaşanmaya başlamıştı. 11 Ocak 1997'de Necmettin Erbakan'ın Başbakanlık konutunda tarikat ve cemaat liderlerine verdiği iftar, televizyonlarda ve gazetelerde büyük yer alırken, Taksim'e ve Çankaya'ya cami yapılması gündeme geldi. Artık, türban, din, laiklik, irtica tartışmaları ülkenin gündemine oturmuştu. Ordu ile Refah Partisi arasındaki en büyük çatlaklardan biri Sultanbeyli'de yaşandı. Meydana Atatürk heykeli dikilmesine karşı çıkan Sultanbeyli Belediye Başkanı Nabi Koçak'a inat, Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu meydanın ortasına Atatürk heykelini dikiyordu. Bu süre sonra Kayseri RP Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin, "10 Kasım törenlerine içim kan ağlayarak katılıyorum" cümlesi ortalığı karıştıracaktı... Bu arada Susurluk olayı patlak vermiş, ülke yine içten içe kaynamaya başlamıştı. Bu arada yüksek rütbeli subaylar da hazırlık içindeydiler. Ve 28 Şubat günü Milli Güvenlik Kurulu, tarihe '28 Şubat Kararları' olarak geçecek bildiriyi hükümete verdi. Kararlar özetle şöyleydi: Laiklik için yasalar uygulanmalı, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kur'an Kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri köktencilere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı... 28 Şubat süreci sırasında TSK içinde dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı yerine iki ismin; dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir ile Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak'ın adları daha çok ön plana çıktığı görülüyordu. 2001 yılında bir televizyon programına katılan döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, 28 Şubat süreci'ni 'post-modern bir darbe' olarak tanımlayan bazı yazarları haklı bulduğunu söyleyecekti.

REFAH PARTİSİ KAPATILIYOR...

Bu, Erbakan için çok önemli bir uyarıydı, o da gereğini yaptı. Başbakanlık görevini hükümet ortağı DYP genel başkanı Tansu Çiller'e vermek amacıyla 18 Haziran 1997'de istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu. Ancak Demirel, hükümet ortaklarının arasındaki protokolü dikkate almadı ve hükümeti kurma görevini TBMM'de çoğunluğu olmayan muhalefete, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. Bir aylık süre içinde, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, birçok DYP milletvekilini bizzat arayarak partilerinden istifa etmeleri gerektiğini, etmezler ve Mesut Yılmaz hükümeti güvenoyu alamazsa askeri darbe olacağını tehdit olarak öne sürerek, DYP grubunun parçalanmasını sağladı. 12 Temmuz'da Mesut Yılmaz başkanlığında ANAP - DSP - Demokrat Türkiye Partisi arasında kurulan 55. hükümet TBMM'den güvenoyu aldı. MGK'nın 28 Şubat kararlarının ardından özellikle 18 Nisan 1999 seçimlerine kadar süren zaman diliminde 14 Ağustos 1997'de 8 yıllık kesintisiz eğitim kanunu TBMM'de kabul edildi. Bu kanunla İmam Hatip Liseleri dahil meslek liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı. Ayrıca meslek liselerinden mezun olanların ÖSS'den aldıkları puanla kendi bölümlerinde dışında tercih yapmaları halinde ortaöğretim başarı puanlarının daha düşük katsayı ile hesaplanması kararı alındı. Tabii bundan memnun olmayanlar da vardı. Bazı kesimler 'İmam Hatip Liseleri'nin önünün kesilmesi'ni eleştiriyordu. Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın, Anayasa Mahkemesi'nde Refah Partisi için açtığı kapatma davası bir yıl sonra sonuçlandı. 17 Ocak 1998'de, Refah Partisi'nin, 'laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri saptandığından' içerikli gerekçeyle kapatılmasına karar verildi. RP'nin mallarının Hazine'ye devredilmesi de kararlaştırıldı. Necmettin Erbakan ve 6 partilinin beş yıl süreyle siyaset yapması yasaklandı. 1998 Kasım ayında eski RP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da başkanlık koltuğundan düşürüldü. Bu başkan, Recep Tayyip Erdoğan'dı...
BİZE ULAŞIN