"Sadece konuşmak yetmiyor"

"Sadece konuşmak yetmiyor"
20 Ocak 2010, Çarşamba | Güncelleme: 09:51

'Başka Dilde Aşk', konuşarak bile anlaşmanın zor olduğu günümüzde, işitme engelli bir erkekle çağrı merkezinde çalışan bir kızın aşkını anlatıyor. Senaryoyu yazan İlksen Başarır ve Mert Fırat: "Ajitasyona müsait bir konuydu ama 'Babam ve Oğlum gibi olmasını istemedik"

Geçtiğimiz yılın en tartışmalı filmlerinden biri olan 'Başka Dilde Aşk'ın senaryosunu birlikte yazan İlksen Başarır ve Mert Fırat; çıkış noktalarını şöyle açıkladı: "İki insan birbirini görür, sonra tanışıp konuşurlar ve büyü bozulur. Biz sadece konuşarak iletişim kurmanın anlamına inanmıyoruz. Elbette konuşmadan iletişim kurulmaz ama bizim için iletişimin tek yolu konuşmak değil." Altyazı dergisinden Berke Göl'e röportaj veren senarist-yönetmen İlksen Başarır ve filmin başrol oyuncusu Mert Fırat, 'Başka Dilde Aşk'ın, oluşum sürecini anlattı...

BAŞKA DİLDE AŞK FİLMİNİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

Bu fikir kimden çıktı, senaryoyu yazma süreciniz nasıl gelişti?
MERT FIRAT: Üniversitedeyken Radikal'de çağrı merkezleriyle ilgili bir yazı okumuştum ve bu konuyu araştırmaya başlamıştım. Sonra Avea'da, Turkcell'de, Garanti Bankası'nda çalışan arkadaşlarım oldu. Bu konuyla ilgili bir film yapılmalı diye düşündüm. Bir gün İlksen'e kafamdaki hikayeyi anlattım. Başkalarıyla birkaç senaryo denemesi yaptık ama sonuç çok başarılı olmadı. Sonunda kendimiz yazmaya karar verdik. Nisan 2008'de yazmaya başladık ve kısa zamanda yazdık. Aslında yola çıkarken benim kafamda "Bunu mutlaka çekeceğiz" diye bir düşünce de yoktu. Arkadaşlarımızla konuşmaya başladıktan sonra proje kendini ayağa kaldırdı ve ciddileşmeye başladı.

BİRBİRİMİZİ ANLAMIYORUZ
Film, biri konuşamayan, biri de insanların çok fazla konuşmasından muzdarip olan iki karakteri biraraya getiriyor. Bu da akla günümüz toplumundaki konuşup da anlaşamama halini getiriyor...
İLKSEN BAŞARIR:
Filmin asıl fikri bu. Çok konuştuğumuz, ama birbirimizi çok da anlayamadığımız, birbirimizle iletişim kuramadığımız düşüncesinden yola çıktık.
M.F.: Ama bir yandan da, "Çağımızın hastalığı iletişimsizlik, ah ne yapsak?" gibi çok işlenmiş bir yere gitmek de istemedik. Çıkış noktamız biraz da şuydu; iki insan birbirini görür, sonra taşınıp konuşurlar ve büyü bozulur. Biz sadece konuşarak iletişim kurmanın anlamına inanmıyoruz. Elbette konuşmadan iletişim kurulmaz ama bizim için iletişimin tek yolu konuşmak değil.

MAGAZİN TURU İÇİN TIKLAYINIZ

Erkeklik ve iktidar durumuna dair de bir sözü var filmin...
M.F.: Ben dört sezondur Oyun Atölyesi'nde çalışıyorum. İki oyunda çalıştım. Birincisi erkek egemen toplumun yergisini yapan 'Hırçın Kız'dı. Şimdi de erkek dünyasının, kadın dünyasını nasıl algıladığına dair bir oyun olan 'Testosteron'da çalışıyorum. Bu çalışmada 'Kurtlarla Koşan Kadınlar', 'Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu', 'Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler' gibi yan okumalar da yaptık. Toplum içinde erkek egemen düzen her alanda kendini gösteriyor, bunu görmemek için kör olmak gerek.

HEPSİNİN UMUTLARI VARDI
Zeynep'in işyerinde yaşadığı olayda kapitalist sistemin bireyler üzerindeki baskısına ve ona karşı genel örgütsüzlük haline değiniyorsunuz. Zeynep'in ve arkadaşlarının bir başkaldırı niteliği taşıyan eylemi, bu konuda naif bir umut da taşıyor...
M.F.: Ben Ankara Üniversitesi'nin Dil Tarih Fakültesi'nde, tiyatro bölümünde okudum. Birçok fraksiyondan arkadaşlarımız vardı. Hepsinin bir umudu ve ideolojisi vardı. Ama mezun olmaya yakın, kapitalizmin kucağına doğru düşmeler oluyordu. Bu her meslek için geçerli. Biz oyuncular da örgütlenemediğimiz için zaman zaman günde 14-16 saat çalışıyoruz. Aynı şekilde set işçileri de... Aşk filmlerinde genellikle maddiyata dair bir şey göremiyoruz. Çiftler sadece aşk yaşıyorlar ve hayatın içindeki mücadeleye birlikte girişmiyorlar. Bu filmde bunu kırmayı hedefledik. Onur, aşkının gereği, üstüne vazife olmayacak bir şeyi sahipleniyor.

ÜNLÜLERİN GERÇEK YAŞLARINI MERAK EDİYOR MUSUNUZ?

AJİTASYONA MÜSAİT BİR KONU
Onur ve Zeynep'in hikayesinde, tüm engellere ve çevre baskısına rağmen birlikte olma arzusu var. Ancak film, bu durumun tozpembe bir portresini çizmek yerine bazı sorunları gerçekçi bir biçimde ortaya koymaya özen gösteriyor. Bu dengeyi kurarken nelere dikkat ettiniz?
İ.B.: İşitme engelli bir adamla, çağrı merkezinde çalışan bir kızın her şeye rağmen beraber olup, çok mutlu olmalarının hikayesi çok da gerçekçi olmazdı. Adamın işitme engelli olmasının getirdiği sorunlar da var hayatlarında ama aslında yaşadıklarının çoğu, her ilişkide olması muhtemel sorunlar. Engelli olma meselesi, ajitasyona çok müsait bir konu. Biz engelli olma durumunun altını çizmek istemedik. Engellilerle engelli olmayanların, her şeyi eşit derecede yaşayabileceğini düşünüyoruz.

Onur'un, Zeynep'in arkadaşlarının onu umursamadığını hissettiği bar sahnesinde diğer sesler kesiliyor ve tiz bir ses duyuluyor. Biz de duyamaz oluyoruz konuşulanları ve Onur'la özdeşleşiyoruz. Bunun gibi başka teknikler de kullanmayı düşündünüz mü filmde?
İ.B.: O sahnedeki kullanımı uzun uzadıya tartıştık. "Başka yerlerde de koyulmalı mı?" diye düşündük. Ama aynı şeyi başka yerlere koysak, adamın yalnız olması ya da mutsuz olması gibi anlara denk gelecekti. O sahne aslında Onur'un yalnızlığını hissettiğimiz en önemli sahne. Başka yerlerde aynı şeyi tekrar etmek istemedik. '

SON İTİRAFLARIYLA OLAY YARATTILAR

ISSIZ ADAM' OLSUN İSTEMEDİK
Aynı tekniğin kullanılması da gerekmiyor aslında... Kahramanımızla özdeşleşmemize yardımcı olan görsel ya da işitsel öğeler olabilirdi sanki...
İ.B.: Film aslında daha ziyade Zeynep'in gözünden anlatılıyor. Onur'un gözünden anlatılsaydı tamamen başka türlü çekilmesi gerekirdi zaten. Ama yine de filmde en fazla Onur'la empati kurulduğunu düşünüyorum.
M.F.: Zeynep'in Onur'un arkasından "Seni çok özledim" dediği ama Onur'un tabii ki duymadığı bir sahne var mesela. Bu sahnenin belki 25 dakikalık çekimi vardı elimizde. Ama çok rahat sömürülebilir şeyler bunlar. Böyle olmasın diye çok dikkat ettik. Biraz daha uzattığında 'Babam ve Oğlum' ya da 'Issız Adam' oluyor... "Bulduk, damara basalım" gibi bir durum oluyor...

ENSESTLE İLGİLİ BİR FİLM PROJEMİZ VAR
Filmin ilk adı 'Kutu'ydu. Sonra nasıl değişti?
İ.B.:
'Kutu', hayatımızı kendi kutularımızda yaşıyor olmamızın, birbirimizle iletişim kuramayışımızın simgesiydi. Bunun filmin içindeki metaforu, kızın çağrı merkezinde çalışmasıydı. Senaryonun ilk halinde Onur da, Aras da kendilerine ait kutularının olduğu başka işler yapıyordu. Senaryo ilerledikçe bazı şeyleri değiştirdik ve film 'Kutu' fikrine o kadar da hizmet etmeyen bir noktaya gelince adını değiştirdik.

BU ÜNLÜLERDE HEM SİLİKON YOK HEM DE TAKVİYE

Bundan sonraki projelerinizle ilgili herhangi bir şey söylemek ister misiniz?
İ.B.:
Ensestle ilgili bir senaryo projemiz var. Konuşulmayan ama çok önemli bir meselesi Türkiye'nin... Sadece baba-kız arasında olan ya da sadece kırsal kesimde olan bir şey de değil. Sert bir film olacak gibi görünüyor.
BİZE ULAŞIN