Gül'den yeni anayasanın şifreleri

Gül'den yeni anayasanın şifreleri
25 Nisan 2012, Çarşamba | Güncelleme: 14:34

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi'nin 50. kuruluş yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada Türkiye'nin yeni anayasası konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Türk halkının büyük kısmının yürürlükteki anayasanın ihtiyaçlara cevap vermemesinden rahatsızlık duyduğuna dikkat çeken Gül, Türkiye tarihinde ilk defa, yeni anayasa çalışmalarının Meclis Başkanı liderliğinde, toplumun birçok kesiminin temsilcilerinin doğrudan iştirakiyle yürütülmekte olduğuna dikkat çekti. Milletin önünde, 1921 ve 1924 anayasalarından beri ilk defa, doğrudan millet tarafından bir anayasa yapılması fırsatı bulunduğunu söyleyen Gül, Türkiye'nin yeni anayasasının "esnek ve özgürlükçü bir karaktere sahip olması, anayasa aracılığıyla milletin farklı siyasi çizgilerini zapturapt altına alma, devlet ve millet arasında bir gerginlik oluşturma zihniyetinden uzak durulması, modern demokratik devlet anlayışını ruhunda ve lafzında taşıması" gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, açılış konuşmasını yaptığı Anayasa Mahkemesi'nin 50. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla ATO Kongre Merkezi'nde düzenlenen uluslararası sempozyumun, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da büyük bir demokratik dönüşümün yaşandığı, dünyada sosyal adaletsizliklere karşı pek çok halk hareketinin görüldüğü bir dönemde Türkiye'de düzenlenmesini önemli bulduğunu belirtti.

Gül, "Türkiye, Osmanlı döneminden başlayarak güçlü bir anayasa geleneğine sahip, dinamik demokrasisi ve işleyen piyasa ekonomisiyle dikkat çeken bir ülkedir. Halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin, bir yandan, kendi değerleriyle gurur duyarken, diğer yandan, demokrasi, insan hakları ve çoğulculuk gibi evrensel değerleri benimsemiş ve hayata geçirmiş olması; ülkemizi tüm dünyada emsalsiz bir konuma oturtmuştur. Dolayısıyla, Türkiye, bu konuları tartışmak için son derece uygun bir yer teşkil etmektedir." dedi.

Adaletin, insanlığın bidayetten beri yiyecek gibi, barınma gibi, ihtiyaç duyduğu bir kavram olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Adaletin olmadığı bir ahvalde, fertlerin kendilerini özgür ve mutlu hissetmeleri beklenemez. Bu nedenle, hukukun da, siyasetin de, ekonominin de, uluslararası ilişkilerin de ulaşmak istediği nihai ürün adalettir." dedi.

"HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN TEMİNAT ALTINDA OLMADIĞI 'HUKUK DÜZENİ'NDE ADALETTEN SÖZ EDİLEMEZ"

Adaletin din, ahlak ve felsefenin temel konularından birisi de olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti: "Dolayısıyla adalet; rasyonel olduğu kadar, tabii bir ihtiyaç ve ahlaki bir mesuliyettir. Başka bir deyişle adalet: Hakkaniyettir; vicdandır; özgürlüktür; eşitliktir; hakça paylaşımdır; uyumdur; fazilettir; huzurdur; barıştır. Toplum hayatı için böylesine temel ve vazgeçilmez bir kavram olan adaletin tüm fonksiyonlarıyla tecelli etmesi çok önemlidir. Netice itibariyle, bireylerin hak ve özgürlüklerinin teminat altında olmadığı bir 'hukuk düzeni'nde adaletten söz edilemez. Esasen hukukun erdemi, ancak adaletin tecellisine imkân veriyorsa ortaya çıkar. Başkalarının hak ve özgürlükleri ile farklı kimlik ve yaşam biçimlerine hoşgörü göstermeyen bir 'toplum düzeni'nde uyumdan, adaletten bahsetmek söz konusu olamaz. Fırsat eşitliğinin ve hakça bölüşümün olmadığı bir 'ekonomik düzen'de ise, beşeri kalkınmadan ve sosyal adaletten bahsedilemez."

Toplum adına suçluları adil bir şekilde yargılayıp, cezalandıramayan veya ıslah edemeyen bir 'kamu düzeni'nin sürdürülebilir olmasının da mümkün olmayacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, aynı şekilde, devletlerarası ilişkilerde hakkaniyete özen göstermeyen ve insanlığın ortak değerlerine sahip çıkmayan bir 'uluslararası düzen'in de dünyada barış ve istikrarı sağlamasının düşünülemeyeceğini vurguladı.

Gül, 'geçmişe karşı adil bir hafıza'ya sahip olmak ve 'gelecek nesillere karşı adil bir sorumluluk' taşımanın da; toplumların bekası bakımından son derece önemli birer erdem olduğunun altını çizdi.

"GEÇMİŞE YÖNELİK ADİL BİR HAFIZAYA SAHİP OLMADAN, GELECEĞİ İNŞA EDEMEYİZ"

Abdullah Gül, "Geçmişe yönelik adil bir hafızaya sahip olmadan, geleceği inşa edemeyiz. Diğer taraftan, insanlığın ortak mirası olan kültürel varlıklara ve çevreye hoyratça davranarak gelecek nesillerin hakkının bugünden gasp edilmesi; vahim bir adaletsizliktir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma ve çevre bilinci içinde hareket etmek, geleceğe karşı adil olmanın bir icabıdır." dedi.

Geleneksel devletin; kendi güvenliği ve bekasını her şeyin üstünde tutan; sınırları içindeki toplumu, bu amaç uğrunda örgütlenmesi gereken bir vasıta olarak gören bir kurum niteliği taşıdığını belirten Gül, "Günümüzde de hala devlet kurumunu bu çerçevede değerlendiren; devletin güvenliğini, halkın temel hak ve özgürlüklerinin üzerinde gören; halksız bir demokrasi ve hakkaniyetsiz hukuk oluşturmaya çalışan rejimler bulunmaktadır." dedi.

Ancak, teknolojik gelişmelerin özellikle iletişim ve sosyal medya alanında kaydedilen yeniliklerin dünyada olup biten her şeyin, herkes tarafından öğrenilmesine ve mukayese edilmesine yol açtığını belirten Gül, bu gerçeğin farkına varan lider ve rejimlerin, değişime öncülük ederken; bunun farkına varamayan, değişime direnen lider ve rejimlerin ise, hem kendilerine, hem de haklarına, büyük bedel ödettiklerini kaydetti.

"KORKUYLA, BASKICI YÖNTEMLERLE HALKLARI YÖNETME DEVRİ BİTMEK ÜZERE"

Gül, "Korkuyla, bu tür baskıcı yöntemlerle halkları yönetmek devri artık bitmek üzeredir. Artık çağımızda, devletin yegâne varlık ve meşruiyet sebebinin; halkının meşru arzu, talep ve beklentilerini karşılamak olduğu yönünde bir anlayış ağırlık kazanmaktadır." ifadelerini kullandı.

BİZE ULAŞIN