23 Ağustos 2009, Pazar

Allah ne verdiyse

Televizyonda bir reklam var. Bir bebek ailesini gözlemliyor kendince. Uyanış, mama saati, temizlik, öğle uykusu ve akşam evde bir telaş… Masaya oturuluyor-belli ki aile oruç açacak- Bebek mutlu; çünkü bütün aile bir arada. Sonra gülücükler mutluluklar bsebeğimizin yüzünde hallerinde. Ve fakat anlayamadığı bir şey var ki bütün aile neden böyle herrr akşam birarada? Malum sebep; Oruç açılacak. Bir sabaha karşı sıcak; uykusu kaçıyor gül yüzlü bebeğin. Anesinin kucağında mutfağa geçiyorlar. O da ne? Aile yine masa başına toplanmış; yemek yeniyor. Saatleri itibariyle de böyle bir olanak işte Oruç. Ne kadarsa o kadar; Allah ne verdiyse!

Ne kadarsa o kadar

Bu sözü sık duyardım eskiden. Ekmeğin paylaşımından mutluluk duyulduğu yıllardı. Evlerin adı fakirhane, yemeğin adı „allah ne verdiyse!" idi. ‚Fakirhanelerde' ‚Allah ne verdiyse!'; ne kadarsa o kadar işte... Şimdiki ihtişamı; otellerde ve lüks mekanlarda ben diyeyim on siz deyin on beş çeşit yemekle- açık büfelerde-açılan iftarları ve o şaşaahayı görünce eski sadeliği özlemiyor değilim. İftar çadırlarının yerine eskiden-bu kadar hacimli olmasa bile- işte bu dayanışma ve seyrek de olsa aşevleri vardı. Varsıllar kenhdi bütçelelerince desteklerlerdi b.u aşevlerini. Aşevleri garibanlara, sokakta kalmışlara, evsizlere ya da sofrasını kuramayacak denli yoksul olanlara yiyecek yardımı yapar ya da büyük sofralar kurardı. Bu gelenek kadirşinas ve emekbilir insanlar tarafından hala yaşatılıyor aslında. Paylaşım, şefkat, sevgi, dayanışma, dostluk... Hepsi gökteki yıldızlar gibi yanyana dizilirdi yaşantımızda... Bugünün dönemsel müslümanlığının ve vicdan rahatlatma tekniğinden başka bir şeydi yani Oruç. O zamanlar akla gelen ilk şeyin dayanışma olması bugün için ne şaşırtıcı değil mi? Oysa hep söylemişimdir; dayanışma bir halkın en büyük inceliğidir.

Ramazan davulcuları

Ramazan davulcusu, müslümanların oruç tuttukları Ramazan ayında geceleri sahur vakti sokak aralarında gezerek insanları davul sesi ile uyandıran kişidir. Ramazanda gerçekleşen bu uygulama Türkiye'de Osmanlı döneminden bu yana devam eden bir gelenek halini almıştır. Ramazan ayının sonuna doğru kapı kapı dolaşarak para toplayan bu insanlar Raemazan gecelerinin eğlenceleriydiler de aynı zamanda. Onları sadece sahur bildiricileri olark görmek eksik tanımlamak olur bu yüzden. Dilden dile dolaşan sahur manileri Ramazan davulcularını bir nevi ‚gecenin solisti' yapardı. Biz o solisti beklerdik işte. Gelecek ve yine kimsenin olmadıoğı o saatlerde geceyi yırtan bu mküziği duymak oyunh dünyamızı zenginleştirmek için. Şimdi davulculardan bile şikayetçi olunduğunu duyuyoruz. Geceleri davul sesinin gürültü kirliliğine yol açması ve insanların istemedikleri halde uykusundan olması gerçeği, büyük kentlerde kimi belediyelerin bölgelerinde davul çalınmasını yasaklamasına sebep olmuş.

Duvalcu manileri
İşte benim hatırladığım bir iki dörtlük; İşte geldim iki büküm / üstümdedir davul yüküm / a benim ağalarım / selamun aleyküm / akşamdan pilavi pişirdim / gene karnımı şişirdim / ben çok mani diyecektim ama / defteri yolda düşürdüm / eski cami direk ister / söylemeye yürek ister / benim karnım tok ama / arkadaşım börek ister

YARIN: ORUÇ

BİZE ULAŞIN