Ekrem Kızıltaş

Başları zaten belada...

Medine-i Münevvere'den başlayıp Mekke-i Mükerreme ile devam eden Hac yolculuğum, yine Medine'ye geldikten sonra bugün ülkeye dönüşle neticeleniyor inşallah...

Bu sene hacca giden bütün adayların 'mebrur' yani kabul edilmiş bir hac yapmış olmaları yanında kendileri, aileleri, memleketleri ve bütün Müslümanlar için ettikleri duaların kabule şayan olması, temel dileğimiz...

Öncelikle hakikaten zor bir iş olan Hac işinin üstesinden başarı ile gelen Suudi Arabistan'ı Hac hususunda hakikaten tebrik etmek gerek... Bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde milyonlarca insanı ağırlayabilmek, hiç kolay bir iş değil...

Türkiye'den kendi götürdüğü 50 bin hacıya ve toplamda 80 binden fazla hacımıza başarılı bir şekilde hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığımız da her türlü tebrike layık...

Hac döneminde hizmetleri yakinen takip ettiğine şahit olduğumuz Başkan Prof. Dr. Ali Erbaş başta olmak üzere, bütün Diyanet Teşkilatı mensuplarına, milletimiz adına gönülden teşekkürler... Fedakarca çalışmaları ile bir kez daha yüzümüzü ak eden bir organizasyon gerçekleştirdiler çünkü...

Meşakkatli bir ibadet olduğu bilinen hac sırasında bu dönemde de bazı sıkıntılar yaşandığı söylenebilir. Ancak mevcut organizasyon yapısının olmaması durumunda neler yaşanabileceği düşülürse yapılan işin önemi kendiliğinden ortaya çıkar...

Müslümanların Büyük Kongresi de denilen Hac ibadeti sırasında, dünyanın hemen her tarafından gelmiş hacı adayları ile karşılaşıyorsunuz... Bu da, konuşmasanız bile haklarında belirli ölçüde bir fikir sahibi olmanızı mümkün kılıyor.

Bu Hac döneminde Türkiye ekseninde yaşanmış gözükse de aslında küresel çapta yaşanan bazı gelişmeler, Müslümanların içinde bulundukları zilletten kurtulmaya ne kadar muhtaç olduklarının göstergesiydi.

Zilletten kurtuluş...

Yaklaşık iki milyar nüfusa sahip İslam dünyasının yaşananlardan ders alması ve zillet haline bir son vermenin yollarını araması gerektiği, herkesin kabul ettiği bir gerçek.

Teorik olarak mümkün olan bu hedefin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel ise, bulundukları hale rıza gösterenlerin ataleti...

Zilletten kurtulma konusunda parmaklarını kımıldatmak istemeyenler, ya buna ihtiyaç duymayacak kadar uyuşmuş halde ya da bu yönde çalışmanın başlarını belaya sokacağı kanaatindeler...

Kurtulmak için adım atarlarsa başlarının belaya girebileceğini düşünenlerin, aslında ne kadar büyük bir bela ile karşı karşıya olduklarının farkında bile olmayışları, en ciddi mesele.

Zengin, dolayısıyla güçlü olduklarını zannedenlerin halleri, ortada... Kağıt üzerinde her şeye sahipmiş gibi gözükseler de, bütün varlıkları rehinde...

Bütün birikimleri, geri alıp alamayacakları şüpheli yerlerde rehin olanlar, sadece bazı kaprislerine göz yumularak, pahalı oyuncaklarla oyalanıyorlar...

Derenin taşı ile derenin kuşunu vuran emperyalist zihniyet, muhtemel çıkış yollarını tespit etme ve kapatma konusunda oldukça mahir. Bunun farkında olmayanlar da, gemilerini kurtardıklarını zannederken, denizin bittiğini anlayamıyorlar...

Büyük resme baktığımızda, aslında birlik olmaması gerekenlerin bir ve beraber olduklarını, ama aynı kıbleye dönenlerin nedense hala ayrı telden çaldıklarını görüyoruz...

Bu hac döneminde belki olmadı ama, bundan sonrakilerde bu konuda bazı adımlar atılması, en büyük ümidimiz...

Zengin, fakir, genç yaşlı, kadın erkek, siyah beyaz... Hac sebebiyle bir araya gelen milyonlarca Müslümanın her birinin gözlerinde zilletten kurtulma arzusunu görmemek mümkün değil...

Dualar bereketiyle bu da olacak inşaallah...