Ekrem Kızıltaş

Mecburi yön...

Zorunlu sebeplerle uzun yıllar süren bir kopukluğun ardından, fırsatı bulunduğunda birbiri ile kenetlenen iki kardeş gibi Türkiye ve Kırgızistan...

16 Aralık 1991'de bağımsızlığını ilan eden Kırgız Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilk tanıyan ülkenin Türkiye olması ve hemen ardından 29 Ocak 1992'de iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin tesisi, bunun en açık göstergesidir herhalde.

Aynı husus Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan yani diğer Türki Cumhuriyetler için de geçerli.

Bazılarıyla aramızda ufak tefek sıkıntılar olsa da, derin tarihi ve kültürel bağlarımız olan bu ülkelerle ilişkiler, Türkiye için başından beri önemliydi.

Ciddi değişiklikler yaşayan Türkiye açısından bu ülkelerle olan münasebetlerin bundan sonra daha bir önem taşıyacağı da rahatlıkla söylenebilir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (TDİK) 6. Devlet Başkanları Zirvesi sebebiyle Kırgızistan'a gerçekleştirdiği üç günlük ziyaret de bunu gösteriyor.

Türk Konseyi üyesi ülkeler arasındaki işbirliğine yönelik olarak sarf edilen: 'Üye ülkeler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliğinden kaynaklanan özel dayanışma' sözü, artık iyice şirazesinden çıkmaya başlayan günümüz dünyası açısından ciddi bir mana ifade ediyor.

Dünyayı yönlendirmeye çalışan ve kendileri birleşirken başka herkesi birbirinden ayırmaya çalışan güçlerin bölme parçalama çabalarına inat, bu ülkeler arasında yapılacak işbirliğinin gerek kendileri ve gerekse bölge açısından önemi oldukça büyük çünkü.

Ortak değerler...

Geleceğin dünyası ile ilgili tahminlerin çoğu ürkütücü. Güçlü oldukları için haklı sayılmaları gerektiğini düşünenlerin tasallutunun bütün ülkeleri kapsayacak şekilde süreceğine dair işaretler eksileceğine artıyor çünkü.

Bu da özel bazı yakınlıkları olan ülkelerin birbirlerine daha çok sarılmaları ve gelecek planlarında birbirlerini daha fazla önemsemelerini gerekli kılıyor.

Türkiye açısından bu sahada atılan ve atılacak adımların bir tarafını Türki Cumhuriyetler ve Özerk Türk Cumhuriyetleri oluştururken, bir başka tarafını ise tabii olarak İslam Ülkeleri oluşturmak durumunda...

İslam İşbirliği Teşkilatı şemsiyesi altında hemen bütün İslam Ülkeleri ile süren münasebetlerin, sistemin kontrolünden çıkamayan bazı ülkeler sebebiyle kırılgan bir nitelik arz etmesi söz konusu.

Ancak, artık kurum ve kural tanımayacak şekilde saldırganlaşan güçlerle sürdürülen zoraki beraberliklerin fazla devam edemeyeceği de çok açık.

Varlıklı bazı ülkelerin, işbirliği adı altında insafsızca sömürüldüklerinin ve kendilerine zerre kadar kıymet verilmediğinin farkında olmadıklarını düşünmek mümkün değil...

İslam ülkelerinin hemen tamamının halkları nezdinde Türkiye'nin ve ülkemizi yönetenlerin sahip oldukları değerin, bu ülkeleri yönetenler de farkındadır.

Türkiye'nin sahip olduğu hemen her şeyi, ama özellikle de dik duruyor olmamızla alakalı bu durumun, ister istemez diğer İslam Ülkelerini de benzer tavırlar takınmaya yönlendirebileceği de söylenebilir...

İletişimin iyice gelişmiş olduğu günümüzde, yönetilenler ve yönetenler arasında büyük kopukluklar olması şeklindeki bir durumun uzun süre devam etmeyeceği bir gerçek...

Ciddi zenginliklerine sahip İslam ülkelerinin, Müslümanlar aleyhine gelişmelerin malzemesi olmak yerine, İslam Dünyasının kenetlenmesi için gayret etmelerinin her ülke için daha iyi olacağı aşikar.

Fazla iyimserlik gibi gelebilir. Ama gidişat buraya doğru, inşallah...

Mecburi yön, ortak değerler etrafında kenetlenmek...