Ekrem Kızıltaş

Kompleksin bu kadarı!..

Kendi ayakları üzerinde durmaya ve bu kararlılığı sebebiyle yapılan saldırılara göğüs germeye çalışan Türkiye, bir yandan da Suriye'de yaşanan insanlık dramını sona erdirme gayretinde.

3 milyondan fazla mülteciyi konuk ederek onlar için on milyarlar harcamak, işin bir tarafı. Suriye'nin sınır bütünlüğünün muhafaza edilmesi ve parçalanmaması için de ellerinden geleni yapmaları gerekiyor ülkemizi yönetenlerin.

Her nasıl olursa olsun parçalanmış bir Suriye'nin ülkemizi açısından çok ciddi sıkıntılar doğuracağı, biliniyor çünkü. Bu durumun bölgede zaten var olan istikrarsızlığı çok uzun senelere yayabileceği de…

Fırat Kalkanı ve Zeytin dalı harekatları yanında İdlip'deki çatışmasızlık bölgesi gibi adımlar, Suriyelilerin kendi topraklarında insan gibi yaşayabilmelerini temin için atılmış adımlardı. Büyük ölçüde başarılan bu adımlardan İdlip'le ilgili olanı, tehdit altında.

Yaklaşık 4 milyon insanın yaşamaya çalıştığı bölgenin bazı yerlerindeki terör unsurları bahanesiyle İdlip ve havalisine yönelik saldırıların katliam boyutuna dönebilme riski büyük. Bu yeni göç dalgaları manasına da geliyor.

Tahran'da geçtiğimiz Cuma günü Türkiye, İran ve Rusya arasında yapılan görüşmeler öncesi bölgeye yönelik saldırılar, rahatsız ediciydi. Ancak nerdeyse canlı yayınlanan zirveden sonra, Rusya ve İran'ın saldırılara son verilmesi için adımlar atması bekleniyor.

Zirvede alınan kararlardaki diplomatik ifadelerinin ne manaya geldiğini bundan sonra göreceğiz. Ancak belli ki Türkiye'nin çabalarının problemin suhuletle halledilebilmesi açısından faydaları olacak…

Almanya'ya övgü(!)…

Fiili olarak ülkenin küçük bir bölümünde egemen olan Suriye rejim güçlerinin, daha çok sivilleri hedef alan saldırılarının durması için Rusya ve İran'ın müdahil olmaları çok önemli.

Bütün bu hengame içinde, Türkiye'nin uluslararası camianın bile takdirlerini kazanan adımlarının içeriden bazı çevrelerce gereği gibi anlaşılamaması ya da anlaşılmak istenmemesi, işin en üzücü tarafı.

Doğuştan muhalif olup, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarı lehine konuşmama alışkanlığında olanlar, malum. Bunlar, Suriye'yi kimsenin müdahil olmadığı kendi halinde bir ülke gibi kabul edip, olup bitenlerden tamamen ülkemizi sorumlu gösterme ve benzeri yöndeki çabalarını sürdürüyorlar hala.

Bazılarının kendi halkına savaş açan eli kanlı bir diktatörü muhatap olarak sunma gayretleri dikkat çekiyor. Suriye'nin meşru yöneticisi olarak sunmaya çalıştıkları eli kanlı diktatör ise, akan kanı durdurma çabaları sürerken bile kendi halkını varil bombaları ile öldürmeyi sürdürüyor inatla…

Bu arada ülkemizin yıllardır ağırladığı 3.5 milyondan fazla mülteciyi görmezden gelip, zoraki kabul ettiği yaklaşık 1 milyon mülteci için Almanlara övgüler düzenler bile çıkabiliyor ortaya. Utanmasalar, tek tek ve seçerek mülteci kabul etmiş olan diğer Avrupa ülkelerine bile methiyeler düzecekler nerdeyse.

Başkalarının çıkarlarına dayalı faaliyetlerini makul ve mantıklı(!) kabul edenler, ülkemizin akan kanı durdurma yönündeki adımlarını itibarsızlaştırmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar…

Bütün sıkıntıları Cumhurbaşkanımız ve iktidara muhalif olmakmış gibi gözükse de, belli ki kafalarının ardında başka hesaplar mevcut.

İdlip ve havalisinde can korkusuyla bekleyen milyonlarca kadın, çocuk, genç, ihtiyar umurlarında bile değil…

Türkiye'nin çabalarını görmezden gelmeye çalışan içimizdekilerin 'aşağılık kompleksi' ile malul oldukları, kesin… Ama aşağılık kompleksinin bu kadarı da çok fazla!..

Bu web sitesinde çerezler kullanılmaktadır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

"Tamam" ı tıklayarak, çerezlerin yerleştirilmesine izin vermektesiniz.