11 Aralık 2019, Çarşamba

Dikine durabilmek…

Hayata 'insan insanın kurdudur' penceresinden bakan ve Sosyal Darwinizm de denen 'güçlü olanın zayıfı ezmesi normaldir' anlayışına sahip Batı medeniyetinin, kendisinden bile olsalar, mazlumlara yardım konusuna pek sıcak bakmadığı, malum.

Kendinden olana bile yardım etmeyen, dahası fakir olanı bile sömürmeye şartlanmış bir zihniyetin, 'öteki' olarak gördüğü Müslümanlara yardım konusundaki tutumunu zikretmeye bile gerek yok.

Yardımlaşma ile ilgili olarak zekat, sadaka ve başka birçok mekanizma ile muhtaç olanlara yardım etmek dinlerinin temel esaslarından birisi olan Müslümanların durumuna bakıldığında da, pek iç açıcı bir durumda olunmadığı söylenebilir.

Buraya ilave edilmesi gereken husus ise, kendinden olana yardımı bile hor gören bir zihniyetin, bir şekilde Müslümanların yardımlaşması konusuna da müdahil olması. Zenginlikleri gözleri kamaştıran birçok İslam ülkesi, Batılı ülkelerin güdümü sebebiyle varlıklarını kendi halklarına bile sarf edemez durumdalar çünkü…

Bir yanda varlık içinde yüzen ve fazlasını geri alma ihtimali olup olmadığı belirsiz yerlere yatıran ülkeler varken, bir yanda da halkları en zaruri ihtiyaç maddelerine ulaşmakta güçlük çeken ülkeler söz konusu.

Tabii ki bütün bunları söylerken, milli gelirine nazaran dünyanın en çok yardım eden ülkesi ünvanını elinde bulunduran Türkiye'nin bir istisna olduğunun altını kuvvetlice çizmek gerek.

Dışımızdakilere ek olarak içimizden bazılarını da şaşırtan bu durumu, insanımızın Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanma arzusu ve yardımlaşmanın getirdiği bereket ile açıklayabiliriz. Ama bu, ayrı ve uzun bir bahis.

İşte durum!..

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'nin ev sahipliğinde, İİT ve İslam Kalkınma Bankası iş birliği ile düzenlenen 'İİT Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı'nın açılışında, İslam Alemi'nin durumunu özetleyen bir konuşma yaptı.

İslam İşbirliği Teşkilatı'nı oluşturan ülkelerin en zengin olanı ile en yoksulu arasındaki gelir farkı 200 katı aşarken, 350 milyon Müslümanın aşırı yoksullukla baş etmeye çalıştıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanımızın, "Sadece Müslümanlar kendi aralarında zekatı verecek olsa, İslam ülkelerinde fakir kalmaz" şeklindeki sözü, biraz gayret edilirse İslam ülkelerinde yoksulluk biye bir şey kalmayacağına yapılan bir vurgu.

Zengin İslam ülkelerinin, kenara ayırdıklarının sadece bir bölümünün bile, fakirlikle boğuşan bazı İslam ülkelerini ayağa kaldırmaya yeteceği, çok açık.

Yardımlaşma işin bir yönü. Esas sıkıntı ise, nüfus ve imkanlar açısından meseleye bakıldığında, Müslümanların dünya ekonomisinde olmaları gereken yerde olmadıkları gerçeği.

Haydi hurmanın yüzde 93'ünün, Hindistan cevizinin yüzde 35'inin, buğdayın yüzde 15'inin, pirincin yüzde 17'si ve baharatın yüzde 39'unun Müslümanlar tarafından üretildiğini bir kenara koyalım…

Ancak Cumhurbaşkanımızın vurguladığı, dünya petrol üretiminin yüzde 65'i, doğal gaz üretiminin yüzde 55'i, doğal kauçuk üretiminin yüzde 70'i ve uranyum yataklarının yüzde 40'ına sahip İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payının yüzde 10'u dahi bulmaması, vahim…

Dünya nüfusuna oranı yüzde 7'nin altında olan Avrupa Birliği'nin dünya ekonomisindeki payının yüzde 22'den fazla ve 330 milyon nüfuslu ABD'nin dünya payının yüzde 24 olduğu gerçeği, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir duruma işaret ediyor.

İşin özeti galiba şu: İslam ülkeleri, kendileri olmayı ve bir şekilde dikine durmayı başarabilseler, hiç bir problem kalmayacak…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA