14 Şubat 2020, Cuma

Bu kadarı da fazla!..

İdlip ile ilgili gelişmeler dolayısıyla ülkemizce atılan son adımlar başta olmak üzere bölgede yaşananlarla ilgili bazı haber ve yorumlar, 'bu kadarı da fazla' denilebilecek seviyeyi bile aşmış durumda.

'Bunları yazan ya da söyleyenler kimden yana' sorusunu hatırlatacak şekildeki davranışlara zaten alışmış durumdayız. Ama 'bu gazeteler hangi ülkede yayın yapıyor' sorusunu gerektiren yayınların fazlalaşması da dikkat çekmeye başladı.

Güya objektif esaslara göre davranıldığı iddia edilerek 'ifade ve basın özgürlüğü' bahanesine sığınılıyor olsa da, yazılanlar ve söylenilenlerin objektiflikle hiç alakası olmadığı gibi, ifade ve basın özgürlüğü denilen şey de bu değil.

1 milyon civarında bir nüfusa sahipken rejimin saldırıları sebebiyle nüfusu 4 milyonu bulan İdlip'teki saldırıların hastaneleri, fırınları, Pazar yerlerini hedef aldığını ve sivil kayıplara sebebiyet verdiğini görmezden gelmek, bu tür yayınların ortak taraflarından birisi.

Aynı çevrelerin, saldırıların burada yaşayan insanları Türkiye'ye yönlendirmeyi amaçladığı ve böylelikle bölge ile ilgili demografik hesaplara zemin hazırlandığı konusunu es geçmeleri de bir başka ortak yön.

Oldukça yoğun bir nüfusun yaşadığı İdlip'te, sivillerin arasına karışan terörist unsurları ayırt etmenin zorluğu bir sır değil. Bölgedeki insanların Türkiye'ye yönlendirilmesini engellemeye çalışan ülkemizin, oldukça zor olan bu işi başarabilmek için gösterdiği gayretler de malum.

Teröristler unsurlar bahanesiyle yapılan Rusya destekli rejim saldırılarının daha çok sivilleri hedef aldığı ve bu sebeple ciddi sayıda insanın sınırlarımıza doğru hareketlendikleri de herkes tarafından bilinen bir gerçek.

Yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapmakta olan Türkiye'nin İdlip'teki çirkin oyuna göz yumması, buradan gelecek milyonların sınırlarımızı zorlamaları ile sınırlı kalmayıp, aynı oyunun başka bölgelerde oynanmasına cesaret vermesi de ihtimal dahilinde.

Not edildi!..

Yaşananlar, halkının sadece belirli bir kısmıyla beraber yaşama niyetindeki Suriye rejiminin, istemediklerini, başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sürme konusunda kararlı olduğunu gösteriyor.

Rusya ve İran destekli rejimin, kontrol altında bulundurduğu bölgelerdeki nüfusu buralardan kaydırma çabasının nerede duracağı ile ilgili kimsenin ciddi bir fikri yok. Aynı konu, ABD destekli YPD-YPG için de geçerli.

Ne rejimin, ne ABD ve Rusya'nın, ne de arka plandaki İran'ın milyonlarca insanın sıkıntılarına aldırmadıkları, Suriye'deki gelişmelerin en açık yönlerinden birisi.

Bütün olup bitenlerde tek sorumlu Türkiye imiş gibi göstererek Suriye rejimine, Rusya'ya, İran'a ve hatta ABD'ye toz kondurmama çabası, işin bir yönü. Meseleye güya askeri ve diplomatik tecrübeleri ile yaklaşan başka birilerinin, yüz binlerin hayatını etkileyen gelişmeleri sanki bir oyunmuş gibi değerlendirmeleri, ayrı bir sıkıntı kaynağı.

Bölgenin geleceği ile ilgili derin hesapları olan birilerince tezgahlanan büyük bir oyunla karşı karşıyayız. Suriye'deki gelişmelerin her şekilde ülkemizi etkileyeceğinin farkında olan Türkiye'yi yönetenler, gerek sahada ve gerekse masada ülkemiz için en uygun olan çözümü bulabilmek için çabalıyorlar.

Kendilerini Suriye rejimine yakın hissedenlerin ve yaşananları oyun gibi görenlerin yaptıkları ile ilgili hukuken yapılabilecek bir şey olmayabilir…

Ancak birilerinin 'bu kadarı da fazla!' dedirten tavır ve davranışlarını milletimizin de yakinen izlediğini ve olup bitenleri not ettiğini, unutmamak gerek…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA