27 Nisan 2012, Cuma

Yetişin, işkence var

Cumhurbaşkanı'ndan başlayıp, Başbakan'ın, Adalet Bakanı'nın ve sorumlu herkesin acele etmesi gerekiyor. Vakit geçirmeden, acil tedbir alınması lazım. Çünkü, 12 Eylül işkencecilerini ortaya çıkarmak için yürütülen soruşturmalar, yeni bir işkenceye dönüştü!
Böyle giderse yapılan düzenlemeler işe yaramayacak... İşkence soruşturmalarının hiç birinden de sonuç çıkmayacak...
İşte, herkesi çileden çıkaracak bir örnek:
12 Eylül mağdurlarından Mustafa Erkek, son gelişmelerden ümitlendi. CMK 77. Madde'deki "İşkence insanlık suçudur, zaman aşımına uğramaz" ifadesine sırtını dayadı. Kendisine işkence yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Ercan Ersoy gibi işkencecilerin isimlerini de verdi.
Başına gelmedik kalmadı...
Suç duyurusu Merzifon'a yapıldı. Ancak, o dönemde yargılamalar Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yürütüldüğü için dilekçesi Erzincan'a gönderildi.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı, "Buna Ankara bakmalı" diye düşündü. Suç duyurusunu Ankara'ya havale etti.
Ankara, "Olmaz" dedi, Çorum'a gönderdi. Çorum da tekrar Merzifon'a yolladı.
Her kafadan ayrı bir ses çıktı. Herkes ayrı bir yorumda bulundu. Dilekçe döndü, dolaştı, verildiği yere geri döndü.

* * *
Bu kadarla kalsa bir şey değil...
İnanmak çok zor, ama bizim Cumhuriyet savcılıklarımız 30 küsur yıl sonra Mustafa Erkek'in vücudunda işkence izi aradı. Mustafa Erkek, olaydan 30 yıl sonra işkence izlerinin tespiti için doktora sevk edildi.
Şaka yapmıyorum, gerçekten böyle oldu.
Üstelik, onun da hikayesi uzun:
Merzifon Başsavcılığı, işkencenin tespiti için Mustafa Erkek'i, Samsun Adli Tıp Kurumu'na sevk etti.
Samsun Adli Tıp Kurumu, "Benim imkânlarım yeterli değil" dedi. Adres olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu'nu gösterdi.
Mustafa Erkek, İstanbul'a gitti; ama oradan da eli boş döndü. Kendisine bir test doldurttular, muayene bile etmeden, "Bizim yapacağımız bir şey yok" dediler.
Şimdi İstanbul Adli Tıp Kurumu, savcılığa bir yazı yazacak. Rivayete bakılırsa, adres olarak Samsun Üniversitesi Hastanesi'ni gösterecek. Şikayetçinin, orada muayenesini isteyecek.
Mustafa Erkek, yine başladığı yere geri döndü.
İşkence soruşturması da tam bir "yılan hikâyesine" dönüştü.

* * *
Bütün bu işlemler için ne kadar zaman geçti dersiniz?
Takvimlere bakılırsa, tam bir ay oldu. Sıfıra sıfır elde var sıfır! "12 Eylül'de bana işkence yaptılar" diyen vatandaş, o şehir benim, bu şehir senin gidip geliyor. Hastaneler ve adli tıp kurumları arasında mekik dokuyor. "Ne oluyor?" diye sorsanız, verilecek cevap belli:
- İşkence soruşturması yürütülüyor.
Oysa, "soruşturma" adı altında yine işkence yapılıyor! Hak arayan vatandaşa, adeta "Deli misin?
Bırak bu işleri, başına yeni bir bela alma"
mesajı veriliyor!

* * *
İşkencelerle ilgili diğer şikayetlerde de durum pek farklı değil. Bir keşmekeştir devam edip gidiyor. 12 Eylül mağdurları, ikinci bir darbe ile karşı karşıya!
Bunların çoğu yoksul insanlar...
Korkunç işkencelerden geçmişler. Bazıları erkekliklerini, bazıları yakınlarını, bazıları malını mülkünü kaybetmiş. Hikâyelerini yazmaya kalksanız, hepsi ayrı bir roman olur.
Genellikle kimsesizler. Yanlarında, sadece ücret almadan yardımcı olmaya çalışan Melahat Akgün gibi birkaç idealist avukat var.
Mevzuat ve bürokrasi ise duvar gibi karşılarında. Hem de "Tamam artık, bizim de yüzümüz gülecek" dedikleri bir ortamda!
Mustafa Erkek'in yaşadıkları ortada.
Olmuyor, gitmiyor, yürümüyor. Devletin tepesinde yapılan düzenlemeler, aşağılara indikçe işlemiyor, tıkanıyor. Yeniden el atmak lazım!


BİZE ULAŞIN