18 Nisan 2012, Çarşamba

Medya patronu, işadamı ve asker

Merhum Turgut Özal, 17 Nisan 1993'te 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü'nde görevi başındayken hakkın rahmetine kavuştu. Ölüm sebebi resmî belgelere 'kalp krizi' olarak geçti. Semra Özal ve Ahmet Özal, "Turgut beyin öldürüldüğü" yönünde açıklamalar yapınca meseleye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül el koydu.
Çankaya Köşkü'nde çalışan Devlet Denetleme Kurulu ve Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin'in çok yönlü soruşturmaları sürüyor. Çıkacak raporların bazı sürprizlere gebe olduğu söyleniyor.
Merhum Özal'ın oğlu Ahmet Özal ile sık sık konuşuyorum.
Soruşturmalarda gelinen son noktaları sorunca, "Soruşturmalar, babamın ölümünde bazı karanlık yönleri ortaya çıkaracak. Raporlar açıklandığında yapılan fauller görülecek. Kimin kime ne yaptığı belli olacak. Annem ve ben babamın öldürüldüğünü düşünüyoruz" dedi.
Peki, raporlar çıkınca neler olabilir? Sorusuna cevap ararken, ilginç tespitlerle karşılaştım.
Olaylara Özal'a suikast, MİT'çi Hiram Abas, Eşref Bitlis cinayeti gibi çok daha geniş açıdan bakan kaynakların verdiği bilgileri sıralamak istiyorum. Yeni raporlar açıklanınca, olası gelişmeler:
1) Özal'ın mezarının açılarak otopsi yapılması gündeme gelebilir.
2) Kartal Demirağ suikastının arka planı biraz daha açılabilir.
3) MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas cinayetinin bilinmeyenlerine yaklaşma şansı bulabiliriz.
Korkut Özal, bir süre önce "Semra Hanım, Turgut Özal'ın saçını ABD'deki bir kliniğe gönderdi. Tabi farklı bir isimle.
Merakla sonucu bekliyorduk.
Gelen sonuç hepimizi şok etmişti. Turgut Özal zehirlenmişti"
açıklamasını yapmıştı. Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmenimiz, çok ses getiren "ŞATO" adlı kitabında, Merhum Özal'a zehir nasıl verildi? konusunda dikkati çeken bilgiler veriyor: 11 Haziran 1944'te yani İsmet İnönü döneminde Türkiye, ABD kulvarına giriyor. 1952'de Bayar ve Menderes iktidarı başlarken Türkiye'nin NATO'ya dahil olmasıyla da ivme kazanıyor.
Bunu biliyoruz ama senin kitabında Mossad'ın Ankara'daki şefi, "Türkiye'yi Amerika-Mossad işbirliği ile biz yönetiyoruz" diyor.
Bu eksenden çıkmak isteyen her devlet adamının başı derde girmiştir.
Menderes'in asılmasını da böyle değerlendirmek lazım. Turgut Özal'ın şüpheli ölümünü de böyle değerlendiriyorum. ŞATO, 2006 yılında yıkıldı. 2006'dan sonra Türkiye kendi ayakları üzerinde duruyor."
Ahmet Özal anlatıyor: 1993 yılında ölümünden önce babamla en son Türkmenistan'da bir otel odasında görüştüm. Bana aynen şunu söyledi, 'Ben döndüğümde bir siyasi risk alarak bu PKK ve Kürt meselesini çözeceğim.' Bunu nasıl yapacağını dönünce açıklayacaktı. Ama benim bildiğim kadarıyla Eşref Bitlis Paşa'yla PKK meselesini barışçıl ve demokratik yollarla çözecekti. Hatta rahmetli Uğur Mumcu da PKK-Ergenekon ilişkisini çözmeye çalışıyordu.
1993 yılı Türkiye'de barışı yok etmek isteyen bir yapının eseridir.'' Kartal Demirağ'ın 1988'de Başbakan Özal'a karşı gerçekleştirdiği suikast girişimi, Gladyo'nun Türkiye yapılanmasının bir mesajıydı. Özal bu işin bir meczup tarafından yapılmış, münferit olay olmadığını o andan itibaren biliyordu.
Demirağ yakalandı.
Kim vardı Demirağ'ın arkasında?
Mesela Kemal Horzum'un kendisine para yolladığı iddiaları var.
Demirağ ifadesinde, Horzum'un Özal'ın kaçakçılığı önleme girişimlerinden rahatsız olduğu ve bu yüzden suikast girişimini desteklediğini söylemişti. Olayı soruşturan savcı Afyon Dazkırı'da bir kontrgerilla kampının varlığını keşfetmişti.
Bu bilgilere ulaşan savcı Ankara'ya geldiklerinde iki general tarafından çağrıldı. Generaller "Devam etmeyin başınız ağrır" dedi...
Özal'a da aktarıldı bu olanlar. Özal, "Gereğini yapın" dedi ama mesele kapandı. Bu generallerin Özel Harp Dairesi'nden olduğu iddia edilmişti.
Ahmet Özal anlatıyor: O dönemde Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Selçuk ve Emlak Bankası Genel Müdürü Bülent Şemiler'in babam tarafından görevlendirilerek İsviçre'de çalışmalar yaptı. Bilgi ve isimlere ulaştıkları hatta bu bilgilerin İsviçre İstihbarat Örgütleri tarafından tespit edilip verildiğini biliyorum. Üç isim verilmişti.
Bunlar bir asker, bir medya mensubu, bir işadamı mıydı?"
Hiram Abas, 1986'da Turgut Özal tarafından Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Yardımcılığı makamına getirildi. Abas'ın bir sonraki basamağı MİT Müsteşarlığıydı.
Ancak 1988'de patlak veren ve Türkiye'de büyük siyasi çalkantılara yol açan "Birinci MİT Raporu" olayından sonra bu atama gerçekleşmedi. Hiram Abas 26 Eylül 1990'da İstanbul'da silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Özal'ın ilk tepkisi 'Bize mesaj veriyorlar' dedi. Ahmet Özal anlatıyor: Babamla yakın olan Hiram Abas öldürülmeden önce suikastı araştırıyordu. Hiram Abas iyi bir araştırmacıydı ve babama çok gidip gelirdi."
Araştırmalar sonunda, Abas'ın Özal'a suikastın arkasında kimlerin olduğunu çözdüğü ve bunu Özal'a vermeden bir gün önce öldürüldüğü düşünülmektedir.



BİZE ULAŞIN