23 Nisan 2012, Pazartesi

Gaudi ve Messi

HAFTASONU, EL CLASSİCO'yu arkadaşlarla izlemek için yola koyulduk. Uçakta 3 saat boyunca herkes tahmin yaptı. Ortak kanı "Messi işi bitirir" şeklindeydi...
Barselona'ya indiğimizde bizi tertemiz bir bahar karşıladı. Şehir heyecanla beklenen MAÇ için geri sayıma başlamıştı bile. Bordo-
Mavili binlerce insan, sokaklarda adeta akıyordu. Ve BAYANLAR erkeklerden hiç de az değildi. Katalanlar'ın "MİLLİ TAKIMIMIZ" dediği Barselona'nın ne yapacağını çok merak ediyorduk. Bir arkadaşım üç ihtimalli bir maç "2-0, 3-
0, 4-0"
dedi...
Üç saatimiz vardı. Şehir turu yapmaya karar verdik. Attığımz her adımda, aklıma School of Architecture of Barcelona'nın rektörü profesör Elias Rogent'ın "Bir dehayı mı yoksa budalayı mı mezun ediyoruz, bilmiyorum" sözü geliyordu...
Kesinlikle dahiydi. Çünkü kimi kentler savaşlarla, kimi kentler depremlerle, kimi kentler aşklarla, kimi kentler içinden geçen nehirlerle, kimi kentler tarihiyle, kimi kentler inançlarla anılırken, BARSELONA 74 yıl hayatta kalan ünlü mimar Antoni Gaudi ile anılıyordu.
Fantastik, egzotik, büyüleyici veya görkemli gibi büyük sıfatların ardı ardına ağızdan çıkmasına neden olan bu insan için ALBÜM yapıldı.
Belki birçok mimar için belgeseller YAPILDI, KİTAPLAR YAZILDI.
AMA
ilk kez onun için ve 43 yılını verdiği eseri için ALBÜM yapıldı.
Çünkü O, fantastik, egzotik, büyüleyici veya görkemli sözcüklerinin içini dolduran ender insanlardandı.
Hem deli hem dahiydi...
GAUDI
, 25 Haziran 1852'de Katalonya Özerk Bölgesi içinde yer alan Tarragona'nın yanındaki Reus kentinde doğdu. Bir bakır ustasının oğluydu.
Metallerle dans ediyordu. ÇİZGİLERİNİ o ışıksız atölyede keşfetti.
17 yaşında Barselona'ya geldi.
Escola Provinciya d'Arquitecture'da mimarlık eğitimine başladı. Sakalını GRİYE boyaması ve hırpani kıyafetleri tercih etmesi nedeniyle kendisine DANDY lakabı takıldı. Dünyasının hakimi kendisiydi.
Kendi kuralları vardı. Hiç evlenmedi. O günlerde çok popüler olmasına rağmen fotoğraf bile çektirmedi. Bedenini tanıyan hiç kimse olmadı. Hem dindar hem de sıkı bir KATALAN milliyetçisiydi.
İlk önemli eseri, Vicens Ailesi için 1883-1888 tarihlerinde yaptığı Barselona'daki Casa Vicens adlı yazlık ev idi. Daha sonra Eusebi Güell adlı sanayici ile güçlü bir ilişki kurarak bu aile için yaptığı eserlerle Barselona'da prestij edindi. Bu eserler, Güell Pavilyonu, Güell Sarayı, Güell Mahzen, Colonia fantastik Güell Parkı'dır.
Diğer önemli eserleri arasında Teresano Koleji (1888-1889), yılın binası ödülünü kazandıran Celvet Evi (1898-1900), Bellesgurad Villası (1900-
1905), Battlo Evi (1904-1906), La Pedrera adıyla bilinen Mila Evi (1904-
1906) bulunur.
En ünlü eseri ise hayatını adadığı, yapımı halen süren Sagrada Familia Kilisesi'dir. Gaudi, 1882'de F. del Villar tarafından yapımına başlanan bu kiliseyi tamamlama işini 1883'de üzerine aldı.
Gittikçe daha fazla zamanını bu esere ayıran Gaudi, 1908'de başka proje almayı bıraktı ve 1926'da ölümüne kadar sadece Sagrada Familia ile uğraştı. Gaudi, tüm mimari bilgisini karmaşık semboller sistemi ve inancın gizemlerine ilişkin görsel açıklamalarla birleştirerek bir 20. yy. katedrali yaratmayı arzuluyordu.
Sadece tüm enerjisini esere ayırmakla kalmadı, stüdyosunu da inşaata taşıdı. 7 Temmuz 1926'da, 74 yaşında tranvayın altında kalarak öldü. Olay yerine gelen hiç kimse, kanlar içindeki adamı tanıyamadı. Yine çok eski kıyafetler içinde son nefesini vermişti. Morgda son anda tanındı. Ve ona yakışan bir törenle hayatını adadığı Sagrada Familia'ya gömüldü.
Gaudi'nin yaptıkları önümüzden bir bir akıp gidiyordu. Bir insan tek başına bir şehre damgasını vurmuştu. Zaten bütün "Katalanlar Barselona=Gaudi" diyordu...
Tarihin labirentlerinde dolaşırken maç saatinin geldiğini hatırlayıp NOU CAMP'e yöneldik. İnsan selinin arasından süzülerek bize ayrılan koltuklara oturduk. 100 bin kişi hep bir ağızdan BAĞIMSIZLIK şarkıları söylüyordu. Statükonun temsilcisi REAL MADRİD'i ıslık yağmuruna tutuyordu.
Mesut Özil için üzüldüm. Elimden bir şey gelmezdi. "Barselona kazansın ama kaybederse de Mesut atsın" diyordum.
Büyük şov için futbolcular sahaya çıktığında KIYAMET koptu. Ama Madrid'liler, daha hırslı ve daha inançlıydı. Bunu ısınan oyunculara baktığınızda görebiliyordunuz.
KATALAN MARŞI'nın bitimiyle birlikte karşılaşma başladı. Herkes zaferden emindi. Ancak dakikalar ilerledikçe Barselona'da tuhaf bir tutukluk olduğu görüldü. Madrid canla başla direnirken KATALANLAR hücum edemiyordu. Bir an olsun gözlerimi kaçırmadığım MESSİ ise adeta geziniyordu. "Televizyondan izlediğim bu adam değil mi" sorusunu maç boyunca birkaç kez kendime sordum... "İkinci yarı her şey değişir" diye koltuktan kalkmadım. Ancak UZAY TAKIMI diye anılan Barselona bir türlü geri gelmiyordu. İstediklerini yapamıyordu. Büyük desteğe rağmen çarklar dönmüyordu!
Çünkü MESSİ mutsuzdu. İstekli değildi. Neden olduğunu bilmiyorum ama sanki sahada olmak istemiyordu.
O istemeyince de Barselona bildiğimiz Barselona olamıyordu.
Sistemi üzerine dünyanın kafa yorduğu takım sahada yok gibiydi.
Oysa KATALANLAR biliyordu ki en önemli silahları Messi'ydi. Bütün şehir buna inanmıştı. Gaudi'nin yaptığı kente sihirli ayaklarıyla o hayat veriyordu. Katalanlar sadece Gaudi ile Messi'ye kendilerini TESLİM etmişti.
Ancak Arjantinli küçük dev adam, REAL MADRİD karşısında yoktu.
Tabii O olmayınca heyecan ve zafer de yoktu!
Maçtan sonra Katalanlar şarkılarla stadı terk ediyordu. Zaferlere imza atan komutanları Messi'ye teşekkür ederek.
Bir çocuğun elindeki "sen futbolcudan daha fazla bir şeysin" pankartı çok anlamlıydı. Her şeyi anlatıyordu.
Çünkü o da DELİ GAUDİ gibi onların ruhuna girmişti. İKİSİNİN İZİNİ KİMSE SİLEMEZ.
Biri şehirde biri kalplerde hep olacak.
BİZE ULAŞIN