24 Nisan 2012, Salı

28 Şubat kardeşliği

28 Şubat dalgası önce Çevik Bir'i ardından da dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri olan Erol Özkasnak'ı vurdu.
Çevik Bir, "Yaptıklarımızın temelinde Erbakan'ın verdiği emir vardı" dedi.
Herkes bunun şokunu yaşarken MANŞET PAŞA Özkasnak da "Gazeteciler bize kendi geldi. Biz kimseyi davet etmedik" savunmasını yaptı.
Bu kadar CİDDİ bir soruşturmanın iki önemli ismi böylesine MATRAK sözlerle 28 ŞUBAT'ı anlatmaya başlayınca doğal olarak işin arkası geldi.
O dönemde ellerinde BALTAYLA gezen kim varsa POSTMODERN darbeye lanet yağdırmaya başladı.
Bazı gazeteciler patronları ve medyayı korumaya çalışırken, bazı gazeteciler de ABD'yi aklama yarışına girdi!
Bu soruşturma süreci herkesin rengini belli edecek.
Kimse kaçamayacak. Sadece biraz sabretmek gerekecek o kadar...
Neyse...
Dün gazetelere bakınca iki önemli İTİRAF gördüm.
Biri Hanri Barkey'e aitti:
28 Şubat döneminde Türkiye ile ilişkileri götüren isim olan BARKEY, "Siyasetçiler de asker de başı sıkıştığında bize başvuruyordu.
Ancak biz karışmak istemedik. Biraz gözlerimizi yumup 'Çok işimiz var.
Bunlara bulaşmak istemiyoruz' dedik. Biz başka ne yapabilirdik ki?
Genel olarak ERBAKAN'ı sevmezdik. Amerikan karşıtı ve antisemitik'ti...
Ancak Libya gezisi ciddi bir şey değil. Seçim öncesi Çekiç Güç'e karşıydı. Göreve gelince tezkereyle süreyi uzattı. Hatta meşrulaştırdı."
Hanri Barkey kitap olur.
Sözlerinin neresini düzelteceğimi bilemiyorum.
Ama İsrail'de imzası atılan askeri anlaşmalar, ABD'de yapılan gizli görüşmeler, CIA-asker yakınlaşması, Pentagon'da üretilen senaryolar, batan bankalar, biçilen bir toplum hala apaçık bir gerçek olarak ortada duruyor.
Barkey'in zaten "asker ve sivilin başı sıkışsa bizi arardı" sözü bile aslında bir itiraf. Aradaki gizli ve değişmeyen bir bağı göstermesi açısından ibret verici. Mesela başı sıkışan asker "laiklik elden gidiyor" diye niye İSVEÇ'e gitmiyor. Neden Fransa'nın kapısını çalmıyor.
Almanya niçin akıllarına gelmiyor. İlginç değil mi!
Asıl dikkatimi çeken ise İshak Alaton'un verdiği röportajdı.
Hoş, İshak Bey nedendir bilinmez ama her gün bir yerde bu aralar.
Çıkan kitabı mazeret olabilir tabii.
Ama yine de bilinmeyen bir şey söylemediği için kitabın bu kadar öne çıkarılmasını da anlamış değilim.
Gençliğinden beri SOSYAL DEMOKRAT olduğunu her fırsatta vurgulayan İshak Bey, 28 Şubat'ı yapanlara ve onlara destek veren iş dünyasına ATEŞ PÜSKÜRÜYOR!
Toplumun değiştiğini, TÜSİAD'ın ise çürüdüğünü ifade eden ALATON, "Darbeden bir gün sonra büyük sermayeyi temsil eden patronlar Ankara'ya gidip ASKERLERE saygılarını ilettiler" sözleriyle de bir döneme ışık tutuyor...
Başka ne diyor İshak Bey:
"Darbelerle Türkiye'nin önü kesilmeseydi şimdi milli gelir 144 bin dolar olurdu. Türkiye'nin ayağına gülle bağlandı. Güllede de DARBE yazıyordu."
İshak Bey "İş dünyası 28 Şubat'ın bir parçası. Nereye kadar gidilmeli?" gibi çok önemli bir soruya da şu cevabı veriyor:
"Ben 28 Şubat soruşturmasının genişlemesini iki nedenle doğru bulmuyorum. İlki DARBESEVER bir toplum olduğumuz için... Yani hepimiz SUÇ ORTAĞIYIZ!
İkincisi, o kadar çok isim var ki! Bu sürece girdiniz mi nerede duracağınızı bilemezsiniz!"
DEMOKRAT olduğunu son günlerde her gazete ve televizyonda sık sık dile getiren ALATON ne hikmetse bazı gazeteciler gibi "Soruşturma genişlemesin" diyor!
Erdoğan'ın "sonuna kadar gidilecek" sözü canlılığını korurken İshak Bey çıkıp bir koca sayfa yazı arasında mesajını araya sıkıştırıyor.
Böylece DEMOKRAT olunuyor!
Ama İshak Bey bildiğim kadarıyla hep net konuştu. Aklımda kalan çıkışlarından birinde "Yerli oto hayalinizi kaldırıp çöpe atın.
Böyle hayallerle uğraşmayı bırakın"
demişti...
Belki buna kırıldık ama çıkıp kendi fikrini söyledi. Zaten İshak Bey herkesin fikrini özgürce söyleyebildiği bir Türkiye'yi hayal ettiğini hep söylüyor.
Benim merak ettiğim şu:
Nasıl oluyor da çok sayıda gazeteci ve önemli bir işadamı bir kampanyanın asli unsurları gibi fotoğraf verebiliyor?
Hem merkez basından, hem muhafazakar basından gazetecileri İSHAK BEY'le aynı çizgiye getiren MOTİVASYON ne?
Belki İshak Bey bu arkadaşları yanına alıp bize bunun sihirli formülünü gösterir.
Eğer bunun cevabını alırsam ikinci sorum da şu olurdu:
Hem yerli otomobile karşı olup hem de milli gelirin nasıl 144 bin dolar olacağını açıklar mı?
Eğer bunlara bir açıklama yapmak istemezse ASKERLERE giden işadamlarını söyler mi?
Bu da bize yeter de artar bile!
Haydi İshak Bey...



BİZE ULAŞIN