25 Nisan 2012, Çarşamba

9 yıl önce 9 yıl sonra

Başbakan Erdoğan: Cumhurbaşkanı, CHP ve komutanların katılmaması önemli değil.
Önemli olan buraya gelenlerin milletle buluşmasıdır.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: TBMM en büyük, en yüce kurumdur.
Katılmayanlara bir kırgınlığım yok. Bu tepkiler olmasa eşimle gelir miydim?
Bilmiyorum. Eşimle gittiğim yerler var gitmediğim yerler var...
TBMM Başkanı Arınç: Bu akşam gerilime dönüştürülmek istendi. Bazıları Atatürk'ün hediye ettiği bayramı gölgelemeye çalıştı.
Bu açıklamalar 23 Nisan 2003 gecesi MECLİS resepsiyonunda yapıldı.
O gün Türkiye'yi kaplayan bir tedirginlik vardı. Kimse akşam ne olacağını bilmiyordu.
Gerginliği gören Arınç öğle saatlerinde "Eşim akşamki törene katılmayacak" açıklaması yapıyordu.
Arınç, tansiyonu düşürmek için uğraşırken kendisini ekrandan izleyen eşi gözyaşı döküyordu.
Bunu bilen Arınç kameralara bakarak "Hanım ben buradıyım.
Sen neredesin!"
diyerek gülümsemeyle karışık isyan ediyordu...
AK Parti hükümeti TEZKEREYE "HAYIR" dediği için bütün oklar kendisine dönmüştü.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kuvvet Komutanları, Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt geceyi BOYKOT ediyordu.
Düşünün Hilmi Paşa bile gördüğü baskı neticesinde DAVETE gelemiyordu. "Akşam resepsiyona gelecek misiniz?" sorusuna "akşam görürsünüz" cevabı veriyordu. Yani Genelkurmay Başkanı olmanız bile ÖZGÜR KARAR vermenize yetmiyordu...
Yaşar Büyükanıt, aynı soruya "Kesinlik hayır" derken o akşam başörtülü eşleriyle gelen isim sayısı sadece 7'yi geçmiyordu...
Bütün bunlar olurken MALUM GAZETE ertesi gün Arınç'ın söylemediği "asıl tehlike göğüs dekoltesidir" sözlerini büyütüyordu.
Hükümet buna cevap vermeye çalışırken aynı gazete "BURASI ESENBOĞA VIP SALONU" diye yine çakıyordu. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın eşini karşılayan Zeynep Babacan'ın yer aldığı fotoğraf çarşaf gibi 1. SAYFAYA konuluyordu. Mesaj yine tanıdıktı: Türkiye İran olacak!
2003'te 28 Şubat rüzgarı estirmek isteyenler boş durmuyordu anlayacağınız... Peki nasıl oluyordu da bütün bunlar saat gibi işliyordu.
Olan biteni ASKERİN HASSASİYETİ olarak mı anlamalıydık. Yoksa perde arkasında bir başka gücün varlığına mı inanmalıydık...
DEVLETİN TAM KADRO katıldığı önceki günkü resepsiyonu izleyince ortaya çıkan ANLAMLI FOTOĞRAFI bir dostuma sordum. "Senin çözmüş olman gerekirdi" diye takıldıktan sonra devam etti... "28 Şubat DEMİREL'e kadar gelecek. Demirel'in 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclis'i kilitlemeye çalışması sır değil"
Söylediklerinle yaşanan krizin ne ilgisi var? diyerek araya girdim. "Bak Türkiye hala DEMİREL'in fonksiyonunu anlamış değil. 'Güniz Sokak'ta oturup tavuk mu besleyeceğim' diyen Süleyman Bey'i çok hafife alma. DEVLETTEN ELİNİ HİÇ ÇEKMEDİ."
*
Nereden çıkartıyorsun bunları Allahaşkına?
Sen 23 Nisan fotoğrafını yorumlamak istiyorsun.
Oysa 2003 Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu'nda tam bir SKANDAL vardı.
Sezer, AK Partililer'e EŞLİ ve EŞSİZ davetiye gönderdi. Yani "eşi başörtülü olan bu kapıdan giremez" dedi. Resepsiyonda 'LAİKLİĞE KARŞI TAVRA FIRSAT VEREMEZDİM' dedi."
* Ee ?
Ya bütün bunların arkasında BABA varsa!
* Yapma! Komploculuğu bırak!
Bak Demirel, darbelerle gitse de aslında hiç gönderilmedi. Hep eski devletin SADIK koruyucusu oldu.
MAĞDUR sanılarak her defasında koltuğuna döndü. Oyunda Demirel hep başroldeydi. Gerçek kimliği 28 Şubat'ta ortaya çıktı.
* Haksızlık etmiyor musun?
Senin bile kabul etmediğini görüyorum. Ama gerçek bu. Yıllardır önünde duran tablo buna inanmanı güçleştiriyor. Ama 12 Haziran öncesi Erdoğan'ın Demirel'i hedef almasını hiç düşündün mü?
* Çok kafa yormadım.
Erdoğan yüklenince Süleyman Bey "evimde oturduğum yerde bir saldırı var. Tecavüze uğradım" dedi.
* Ne var bunda?
"Erdoğan perde arkasını gördü. Asıl MİKSERİN kim olduğunu öğrendi çünkü...
* Nasıl yani?
Bak Demirel 60 yıldır siyaset sahnesinde ama nedense İSRAİL hakkında tek bir olumsuz sözü bile yok!
* Olmalı mı?
Eğer Türkiye'nin Başbakanıysanız olmalı... İsrail'in içinde olduğu hiçbir yerde TEPKİ gelmiyorsa insana sorarlar: 'NEDEN?' diye...
* Kafamı karıştırdın.
Bırak bunları şimdi. 28 Şubat ve MEDYA ayağı nereye gidiyor?
Özkasnak işaret fişeğini fırlattı. Sırada gazeteciler var.
İnşaallah tutuklama olmaz.
Yoksa yeni bir 'ÖZGÜRLÜK YOK' kampanyası başlatırlar.
* İngiltere'de gazeteciler 'yasadışı dinleme' yüzünden tutuklandılar ama!
Ben dileğimi söyledim. Tutuklama olmayacak demedim. Özellikle CEMAATE SIĞINAN gazeteciler çırpınıyor. Yazık!
* Bir dakika! Kim bunlar?
Köşelerde belli oluyor. Cemaate dün küfür edenler şimdi "aramızdan su sızmıyor' mesajı veriyor. Ama NAFİLE...
Dostum telefonu kapattıktan sonra resepsiyonunu bir kez daha izledim...
YENİ TÜRKİYE'yi, kenetlenmiş devleti, ayrıştıran değil birleştiren gücü, samimiyeti, sıcaklığı, farklılıkların zenginliğini gördüm.
Televizyonu kapattıktan sonra bu tabloyu engellemek için çırpınan isimler bir bir gözümün önüne geldi. Hepsinin şimdiki yüzlerini gördüm! Üzüldüm. 'Şimdi işleri çok zor' diye düşündüm.
Umarım yanılırım... Ama devletin yanılacağını hiç sanmıyorum...



Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN