28 Nisan 2012, Cumartesi

Siyah ince kravatlı adam

Hep aşklarının peşinden gitti...
Daha 18'inde bir delikanlıyken CLARET SERRA isimli bir mağazaya girdi. Hediye paketleri yaptırırken KARA GÖZLÜ güzel gülen kadına vuruldu.
Vurulduğu kız mağazanın sahibinin kızıydı. 1.80'lik incecik delikanlının artık iki kalbinde hem takımı hem de sevgilisi vardı.
Aşk ile koşuyordu.
Serra'yla tanıştıktan 1 yıl sonra profesyonel oldu.
Anne-babasından çok kız arkadaşını dinliyordu. Çünkü her defasında da kız haklı çıkıyordu.
Kaptanlığa kadar yükselmişti.
Artık hayalleri gerçekleşmişti.
Erkek kesimi saçla dolaşan genç SERRA da idealistti. Psikolog olmayı çok istiyordu. Oldu da...
Ama kulüpte işler eskisi gibi iyi gitmiyordu. Yollarını ayırma noktasına geldi. İtalya'dan teklif vardı. Yine en büyük destek SERRA'dan geldi. "Korkma İtalya'ya git. Kendini yenile" dedi. Gitti. Umduğunu bulamadı ama çok dost edindi.
Futbolu bırakmadan önce "Bir çılgınlık yapayım" diyerek, önce Meksika'ya ardından KATAR'a gitti.
Ama gittiği her yerde Serra'yı aradı..
Değişikliği ve heyecanı seviyordu.
Ama içindeki aşkı bir türlü kaldırıp atamıyordu. Hep bir şeyleri eksikti.
Para vardı, şöhret vardı ama o yoktu.
Böyle daha fazla gitmeyeceğini biliyordu. Kız arkadaşının ellerini ellerinin arasına alıp, "Benimle evlenir misin?" dedi. Büyük aşk nikahla taçlanıyordu.
Ertesi yıl da futbolu bırakacaktı... Önce Marius sonra Maria dünyaya geldi. Kaptandan daha iyi bir baba oldu. Çocukları ve eşi her şeydi. Yıllar önce terk ettiği yuvasından "Yeter artık geri dön" telefonu alınca koşarak gitti.
Artık B TAKIMININ başındaydı.
Yeni bir sayfa açılmıştı, hem de büyük bir şansla!
A takımın başındaki Rijkaard başarısız olunca ertesi yıl kendini RÜYA TAKIMIN BAŞINDA BULDU. Teklifi kabul etmişti ama ne yapacağını bilmiyordu. SERRA devreye girdi. Sabahlara kadar süren "En iyi sensin" seanslarıyla eşini NOU CAMP'a hazırladı. İşler umduğundan çok daha kolaydı.
Oyunculara kendisinden önce COLDPLAY'i tanıttı. 'Viva La Vida' en favori şarkıları olmuştu.
Her futbolcu otobüste ve soyunma odasına girerken artık bu grubu dinliyordu. Alternatif hoca, alternatif ROCK getirmişti.
PSİKOLOG eşinin sınırsız desteğiyle YILDIZLARI bir çocuk gibi yönetiyordu. Hem ağırlığını hem bilgisini rahatça ortaya koyuyordu.
Takımın oyununu geliştirdiği gibi gençlere de el uzatıyordu...
Erkekler RÜYA TAKIMI izlerken kadınların gözü ondaydı.
İtalyan dar kesimli takım elbiseler, ince siyah kravatlar, kirli sakalları ve üç numara traşı hayran sayısını her geçen gün artırıyordu. Bebek yüzlü KATALAN Josep Guardiola İ Sala kadınlara da futbolu sevdirmişti.
Real maçında MEME KANSERİYLE MÜCADELE için taktığı pembe kurdela ile bayanların kalbini fethetmişti...
Barcelona'da ne kadar yardım faaliyeti varsa karı-koca hep öndeydi. Kimi taraftarlar MAAŞA bağlanıyor kiminin de ihtiyaçları sessizce gideriliyordu.
Hep eşitlikten yanaydı. İlk şampiyonluk gelince ünlü bir otomobil firması "Hepinize bir araç hediye edelim" teklifi yaptı. "Biz bir takımız. Yardımcılarım almazsa ben de almam" diyerek reddetti. Futbolcuları kalbinden vurduğu an o andı!
Zaten Messi de artık onun gibi olmuştu! Engelli çocuklar için çırpınıyordu...
Onlar İYİLİK için çırpındıkça BAŞARI kendiliğinden geliyordu.
Alınmadık KUPA kalmıyordu. 4 yılda 13 kupayı müzelerine götürüyorlardı. Rekorlar alt üst ediliyor, tarih yazılıyordu...
Derken şans geçtiğimiz hafta Real karşısında döndü. İki hata mağlubiyeti getirdi. Ümitler ŞAMPİYONLAR LİGİ'ne kalmıştı.
Zaten İspanya onları kesmiyordu.
Ama mucize gerçekleşiyor ve Chelsea KALEYİ KAPATARAK gole izin vermiyordu. Herkes şaşkındı. Kupanın sahibi olarak MÜNİH'e beklenen Barcelona yoktu!
Bir haftada iki sürpriz PEP için çok fazlaydı. Zaten Real maçının ikinci yarısında oyundan aldığı Xavi'nin elini sıkmaması onu çok incitmişti.
Sevgiyle ayakta tuttuğu KALE yıkılıyordu. Maçtan sonra yanında yine eşi Serra vardı. 4 yaşındaki en küçük çocuğu Valentina'yı kucağından indiren genç kadın, "Usus magister est optimus/ Tecrübe en iyi öğretmendir.
Barça bizim için artık bitti"
dedi.
Şaşırmıştı.
Karısı olan biteni yine görmüştü.
Sevgisiz bir ilişkinin yürümeyeceğini en iyi o biliyordu.
Sarıldılar...
Dosttan ayrılmak kolay değildi.
Kameraların karşısına geçip "Bazen gitmek zordur. Zor olanı tercih ettim. Gereken dersleri çıkardım. Umarım kalanlar da kendilerini sorgular" dedi...
Bütün dünya için FLAŞ haberdi.
TV'ler "son dakika" anonsuyla istifayı geçerken o, COLDPLAY'in "Don't Panic" şarkısıyla soyunma odasına doğru son kez ilerliyordu...
BARÇA'yı dünyaya sevdiren adam yine huzuru bulduğu eşinin yanına gidiyordu. Çünkü ona sırtını çevirmeyen bir tek o vardı.
Serra, EL BULLİ'de eşine balık ısmarlarken kulağına eğilip "Qui audet vincit / Cesaret eden kazanır" diyordu...
Kadın böyledir işte!
Ya savaşı kazandırır ya da kaybettirir...
Erkeğin başarısı eşini seçmekten ibarettir.



BİZE ULAŞIN