29 Ekim 2012, Pazartesi

TUR-KEY

Telekom Arena'nın bataklığa dönmesi, BDPliler'in açlık grevlerini körüklemesi, Suriye'de Fantom'un düşürülmesi, Akçakale'ye top mermilerinin gelmesi, Alex'in ülkesine dönmesi, Samet'in susması, sosyetenin Kurban ve Cumhuriyet bayramlarını New York'ta kutlaması, iPhone 5'in çıkması ve Aydın Doğan'ın Hacca gidişi en çok konuşulanlar listesinde üst sıralarda yer aldı.
Ama yine de en çok "Türkiye nereye gidiyor?" sorusuyla meşguldük. Evde, otomobilde, statta, kafede, sporda hep bu sorunun cevabı aranıyordu! Bazı alışkanlıklarımız esneyince haliyle kafalarda SİSLİ alan oluşuyordu.
Peki ne oluyordu? Neden anlamakta zorlanıyorduk?
Doğruyu görmek için nereye bakmalıydık?
Anlatmaya çalışalım...
Öncelikle dünya haritasını önümüze alıp değerlendirme yapmayı pek sevmiyoruz. Olaylara hep içerideki kısır tartışmalar çerçevesinde cevap bulmaya çalışıyoruz. Böyle olunca da sonuca gitmekte zorlanıyoruz...
Biraz geriye dönelim. Yıl 1979... Asya'da işler karışıktı.
Afganistan'daki bilek güreşi bütün dengeleri bozdu. Afgan hükümetinin ÇAĞRISI üzerine, Sovyetler Birliği askerleri sınırları aştı. Sovyet lider Leonid Brejnev'in emriyle 24 Aralık 1979'da ilk Rus birlikleri Afganistan'a girdi. 9 yıl sürecek bir savaşın fitili ateşlendi. Sovyetler'in karşısında mücahitler vardı. Bu gruplar özellikle ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerden büyük destek alıyordu.
Büyük hayalle Afganistan'a giren Ruslar, çamura saplandı. 451 uçağını kaybeden Moskova, 14 bin 453 kayıp vererek çekilmek zorunda kaldı. Gorbaçov, "Askerler geri gelsin" emrini verdiğinde tarihler 15 Şubat 1989'u gösteriyordu. Verdiği karar eleştirilen Gorbaçov, yakınlarına "daha fazla bekleseydim iyice biterdik" diyordu...
Ruslar çekildikten sonra Afganistan'a olan ilgi bitmiyordu...
Yeni dünya düzeni kurulması için çalışmalar başlamıştı. Yine yollar Kabil'e çıkıyordu...
World Trade Center, yani Dünya Ticaret Merkezi, El- Kaide militanları tarafından vuruldu!
Patronların KALESİ hedef alınmıştı. El Kaide'nin, yani LADİN'in ABD'ye zarar vermek için neden İKİZ KULELER'i seçtiğini biliyorduk!
Belki de ABD derin devleti, küresel savaş başlatmak için bu yolu tercih ediyordu. Kim bilir!
Ama düşman El-Kaide ve Ladin'di... Tesadüfe bakın ki Ladin de Afganistan'da yaşıyordu!
Nerede çekildiği belli olmayan görüntülerle Washington'u tehdit ediyordu. İkiz Kuleler'i nasıl vurduğu açıklığa kavuşamadan ABD Kabil'e çöküyordu.
Laboratuvarda yaratılan Ladin'in ölmesi gerekiyordu. Ruslar'ın 10 yıl önce çekildikleri topraklarda bu kez BATILI güçler cirit atıyordu.
Amaçları İslami terörü bitirmekti!
Fakat onlar da Sovyetler gibi batağa saplandı. Afganistan'ı işgal hayali, nasıl SOVYETLER'in dağılmasına yol açtıysa, ABD de milyarlarca dolar harcayıp eli boş dönüyordu... Hiç kimse çıkıp da "Bir Ladin 300 milyar dolar eder mi?" sorusunu sormuyordu.
Çünkü ABD oraya Ladin için gelmemişti. Amaç, Sovyetler'in hakim olmak istediği GÜNEY ASYA istasyonunu kontrol etmekti. Burayı ele geçiren, hem Hindistan'ı hem Çin'i hem de Rusya'yı avucunun içine almış olacaktı. Çünkü burası enerji kavşağıydı!
ABD, BM ve NATO
'yu da harekete geçirerek öldürücü yumruğu vurmak istedi. Ancak karşıdaki güç, ağır kayıplar verse de geri çekilmiyor çok can yakıyordu. Gökten füze yağıyor, ancak aranan LADİN bir türlü bulunamıyordu.
Afgan devletini de istedikleri gibi dönüştüremeyince savaş giderek uzuyordu. Yani giren çıkamıyordu. Tora Bora onlara yar olmuyordu. İşler sarpa sarınca bugün Suriye'de yapıldığı gibi Türkiye'ye "Gelin burada bizimle savaşın" denildi. Ancak Ankara "Biz Müslüman öldürmeyiz" diye cevap verince, bu kez orada görev yapan askerlerimiz hedef seçildi.
En son helikopterimiz vuruldu, 12 şehit verdik...
Ankara yine de rotasından vazgeçmedi. ABD'nin çağrısı üzerine, 30'a yakın ülkenin askerleri oralara giderken, hiçbiri kışlasından çıkamıyordu. Sadece Türk askeri köy köy, kasaba kasaba dolaşıp halkla bütünleşiyordu. Süper güçlerin yapamadığını sınırlı sayıdaki Türk Birliği yapıyordu... Hem Afgan devleti, hem de yeni küresel denge orada kuruluyordu.
Türk aklı, uzak karakolu olan Afganistan ve Pakistan'ı yanına alıyordu. Maçın ilk yarısı Türkiye'nin 1-0 üstünlüğü ile tamamlanıyordu. Onlar ne olduğunu anlamaya çalışırken uğruna çuvalla para harcanan LADİN, Türk doktorların elinde can veriyordu!
Herkes yaşananları film gibi izlerken Ankara geleceğe damgasını vuruyordu. En önemli kavşak olan Afganistan, Türkiye'nin gücü ve aklıyla çözüldü. Bu hamle büyük masada Ankara'ya yer açtı. Kabil'e söz geçiremeyen Rusya ve ABD, yeni dengeyi kurarken, yazının başlığında olduğu gibi, ANAHTARI TÜRKİYE'ye vermek zorunda kaldı. Yıllarca dışarıda TUR-KEY denilince HİNDİ akla gelirken, artık eli her yere uzanan bir ülke geliyordu...
Bölgeyle ilgilenen, enerji yollarında var olan Türkiye içeride de alışılmış kalıplar içinde kalamazdı. Hele bütün bölge ülkeleri gözünü buraya çevirmişken... Bu yüzden DEVLET kendini MODİFİYE etme yoluna gitti. Yeni döneme uygun hamlelerle kendini değiştirdi.
Etrafında hangi milletten, hangi dinden insan varsa kapsamaya çalıştı.
Çünkü büyük devletin kalıpları büyük olurdu.
Ordu kendi insanını tehlike olarak görmeyi bıraktı. Başını kaldırıp çevreye baktı. Kendi gibi düşünmeyenleri tasfiye etti.
Ekonomi ve enerji politikaları birinci öncelik haline geldi. Türk bayrağı Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra tekrar bölgeye inerken 60 yıl önce kurulan oyunlar çöpe gitti...
Şimdi son raund Suriye üzerinde... Moskova ve Ankara, Esad sonrası için henüz anlaşamadı. Bir süre sonra el sıkışıldığında Türkiye ENERJİ yollarının ayrıcalıklı hakimi olacak. Asıl o zaman ülke fırlayıp gidecek...
İşte bunun önüne geçmeye çalışan LONDRA merkezli güç, içeriyi karıştırmak için düğmeye bastı.
CHP'yi dikkatle izleyin. "Cumhuriyet elden gidiyor" diyerek tansiyonu yükseltmek için çalışacaklar.
Üstelik CUMHURİYET, hiç olmadığı kadar büyürken!
İlginç değil mi? Ama burası Türkiye... Her şeyi yanlış öğrettikleri için DOĞRUYU anlamak ve bulmak zaman alacak...
Ama istikamet iyi...
Merak etmeyin...


BİZE ULAŞIN