22 Nisan 2012, Pazar

Başbakanı Anlayamıyorum!

Niye mi?
...
Enflasyonun belinin bükülmesi, kişi başına
milli gelirin üç kattan fazla artması, tamtakır
hazinede 100 milyar dolar birikmesi, devlet
altın rezervinin 206 ton'a varması, ihracatın
140 milyar dolara tırmanması...
Tüm hastanelerin herkese açılması, yurdun
duble yollarla örülmesi, seyahatlerde artık
uçağın tercih ediliyor olması, hızlı trenin
zuhur etmesi, geçmişte bile cereyan etse
yasaları çiğneyenlerin her kim olursa olsun
kodesi boylaması, sistemin revizesi...
...
Devrim-reform-yüzleşme-çağ atlama...
Artık ne dersen de, say sayabildiğin kadar!
...
İşte, tüm bunların yapılacağını aklı almayan,
bırak bunları, liradan üç sıfır atılmasının bile
gerçekleşmesi hâlinde;
"Taksim Meydanı'nda anıracağını!"
yazıp, sonra da şüphesiz madara olanlara
Başbakanın niçin sitem ettiğini anlamakta
güçlük çekiyorum!
...
Çünkü bu gelişmeleri sindirebilmek, üstüne
nelerin konabileceğini değerlendirebilmek
için en azından "beyin" gerekir...
Beyin de malûm, "insanda" olur!
...
İnsan olan da zaten hadi çayına-çorbasına
anlarız da, "anırmasına" iddiaya girmez!
Böyle bir şey, insan fıtratında bulunmaz...
...
Bu tuhaflık, olsa olsa şundandır;
"Küllü şey'in yerciu, ilâ aslihi!"...
...
Hükümdar,
biraz altın karşılığında kendisine "Hızır"ı
getirmeyi vaat eden, ancak süre dolduğu
halde sözünü yerine getiremeyen kişiye ne
ceza vermesi gerektiğini vezirlerine sormuş!
...
Birinci Vezir;
'Parçalayıp, etlerini çengele asmayı'...
Diğeri;
'Derisini yüzüp, içine saman doldurmayı'...
Üçüncü ise; 'Ateşe atıp kızartmayı'...
teklif etmiş!
...
Tam o esnada, "Hızır" belirivermiş...
...
"Bak Hükümdar!"...
demiş!
Birinin ecdadı Kasap, diğerinin Yorgancı,
sonuncununki ise Fırıncı idi...
...
Birinci Vezir'in;
"Parçalayıp, çengele asalım"...
İkincinin;
"İçine saman dolduralım"...
Sonuncunun da;
"Ateşte kızartalım" demesi, işte bu
yüzdendir! Bir an geldi, asıllarına döndüler!
...
"Çünkü..."
diyerek eklemiş;
"Küllü şey'in yerciu, ilâ aslihi!"...
(Her şey, aslına rücû eder-aslına döner!)
...
"Anırma"
konusunda daha fazla yoruma
gerek kalmadı sanırım!
Ama, madem "Hızır"dan söz ettik, hadi
şunu da anlatalım;
...
Camîin önünde "Hızır"ı görmek ümidiyle
beklediğini söyleyen hâtun kişiye, camîden
çıkan yaşlıca, sakallı bir zât sormuş;
"İyi de, Hızır'ı görsen bile,
o olduğunu nasıl anlayacaksın?"...
...
Sonra hâtunun çaresizliğine acıyıp, sırtını
camîe dönmüş ve sormuş;
-Bak şimdi, minarenin şerefesindeki ışıklar
şu an yanıyor değil mi?
-Evet!
-Şimdi tümü de söndü değil mi?
-Aaaa! Evet!
-Şu an hepsi tekrar yandı değil mi?
-Aaaa! Evet!
...
"İşte..."
demiş ulu zât,
Hızır, ışıkları istediği zaman böyle
söndürüp, dilediği zaman da, aynen
böyle tekrar yakabilir!
...
Hatun kişi, "Hızır"ı nasıl tanıyabileceğini
öğrendiğine çok sevinmiş ve ulu kişiye
teşekkür edip, evine doğru yürüyüp gitmiş!
...
Garibim kiminle konuştuğunu anlayamamış!
...
"Anlayamamış!"
diyince, eklemem gerek;
Bakmayın siz yazının başlığına,
ben, "Başbakanı" en iyi anlayanlardanım...
...
Bu mübarek memlekete, arş-ı âlâ'dan
"Hızır" olarak kimin gönderildiğini de
sizler gibi ben de iyi bilirim!




BİZE ULAŞIN