23 Nisan 2012, Pazartesi

Aselsan Cinayetleri ve Ergenekon

Daha evvel bu köşede ASELSAN CİNAYETLERİ dosyasını açmış ve sorgulamıştım... Okuyucularım da "Ne oldu o cinayet işinin arkası, dosya tekrar açılacak mı? Yoksa tamamen kapatılacak mı?" minvalinde çok mail göderdiler... Bu menfur cinayetin izini sürmeye devam ediyoruz, dosyada yeni gelişmeler var, Aksiyon dergisi de bu konuda başarılı bir araştırma yayınladı... Özetle şunu söyleyebilirim: İntihar gerekçesiyle kapatılan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen ile ilgili soruşturma tekrar açılınca olayın 'cinayet' olduğu ağırlık kazandı. Kozmik görevdeki mühendisin ölümüyle ilgili deliller, Ergenekon çetesinin siluetini şekillendiriyor.
Olayı en baştan alalım... Türkiye, 2006'da zorlu günler yaşıyordu. Rahip Santoro cinayeti, Sauna operasyonu, Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalı eylem ve Cumhuriyet Mitingleri'nin ardından gelen Danıştay saldırısı, kamuoyunda ağır bir travmaya sebep oluyordu. Bir güç, 'Devletin patronu benim' mesajı verme iddiasındaydı. Bu kirli odağa çalışan isimlerden bazıları, Ergenekon ve benzeri davalarda deşifre oldu. O tuzak dolu günlerde Türkiye savunma sanayiinin önde gelen kurumu ASELSAN, önemli görevlerde çalışan 3 mühendisi peş peşe öldü. İlk kurban F-16, Kanas suikast silahı ve millî tank projelerinde çalışan Hüseyin Başbilen'di.
Başbilen'in cesedi, 5 Ağustos 2006 akşamı saat dokuz buçuk sularında Ankara'da Pursaklar yakınındaki Kavaklı Köyü Aydıncık Mahallesi Mezarlık Üstü Mevkii'nde biçilmiş bir tarladaki otomobilinde bulundu.
Bilekleri ve boğazı kesikti.
Başbilen'in şüpheli ölümünün üzerinden çok geçmemişti ki aynı kurumda çalışan Halim Ünsem Ünal, 17 Ocak 2007'de başına isabet eden tek kurşunla ölü bulundu. 9 gün sonra da Evrim Yançeken, oturduğu binanın 6. katından düşerek can verdi. Bu kayıpların sebebi hakkında fikir sahibi olmak için, o günlerin ortamını ve savunma sanayiindeki gelişmeleri irdelemek gerekiyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) elindeki 4 bin 500 civarındaki tankın bir bölümü iyiden iyiye eskimişti.
2001'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Başbakan Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatmasıyla başlayan krizin tesirleri ağır bir şekilde hissediliyordu. İşte bu ortamda en azından acilen 170 M-
60 tanklarının yenilenmesine karar verildi. Teamüllere göre ihaleye çıkılması bekleniyordu. Ancak 2002'de dönemin Jandarma Genel Komutanı, bugünün Ergenekon tutuklusu Org. Şener Eruygur ve Savunma Sanayii Müsteşarı Dursun Ali Ercan'ın etkisiyle tank yenileme işi 687,5 milyon dolara IMI (Israel Military Industries) firmasına ihalesiz verildi. IMI'nin bu sayede iflastan kurtulduğu da o günlerde basına yansıdı. Ercan, müsteşarlık görevinden sonra İşçi Partisi'ne katıldı, Atatürkçü Düşünce Derneği'nde Eruygur'un yardımcılığını yaptı ve Cumhuriyet Mitingleri'nin düzenleyicileri arasında aktif yaşantısına devam etti. Netice itibarıyla, tank yenileme işi İsrail firmasına ihalesiz verildi ama fahiş fiyat ödendiği iddia olunan tankların teslimi gecikti ve vadedilen zırh teknolojisi tanklara aktarılmadı. Bu da savunma sanayii için iyi bir ders oldu. AK Parti hükümeti, 2004'te, kritik silah teknolojilerinde yüzde 85'i geçen dışa bağımlılığı azaltmak için bir dizi tedbir aldı. Belki de ASELSAN mühendislerinin öldüğü süreç o gün başladı. Yeni uygulamayla, silah sistemlerinin yabancı firmalarla ortak üretimi modelinden vazgeçilerek Türk firmalarının ana üretici olduğu bir model benimsendi. Çünkü senelerdir sürdürülen model, Türkiye'nin sadece montajcı olmasını sağlıyor, silahlara tam olarak hükmedilemiyordu. 2004'te ortak üretime dayalı tank imalatı projesinden vazgeçildi. Ardından Güney Kore başta olmak üzere teknoloji aktarımı yapacak ülkelerle millî tank geliştirme projesi başlatıldı.
Kısa süre önce de ilk yerli tankın 2015'te üretileceği açıklandı.
Hüseyin Başbilen de ASELSAN'da yerli tank üretimi üzerinde çalışıyordu.
Yarın bu konuya devam edeceğiz ve "Başbilen intihar mı etti yoksa savunma sanayiinde ASELSAN'ın ana üretici olmasını istemeyen mihraklarca gözdağı olarak mı öldürüldü?" sorularına cevap
arayacağız...

Burcu Odabaşı'nın tavsiyeleri
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından anavatanında yetiştirilmeye başlayan lalelerin yeşil alanlarımızı süslemeye başlamasıyla 7. İstanbul Lale Festivali geldiği müjdelenmiş oldu. Emirgan Korusu en farklı türde laleri görüp, güzel kareler yakalayabileceğiniz en ideal mekanken Nisan ayı bitmeden ilk fırsatta gidip görsel bir şölenle ruhunuzu doyurmalı derim.
Ruhunuz doyduktan sonra sıra midenize gelince, sahilden Sarıyer yönüne devam edip Kireçburnu'ndaki Therapia Balık'a uğramanızda fayda var.
Boğaza nazır bu nezih mekan, başta garson Deniz Bey olmak üzere işin ehli kişilerce yapılan servis ve lezzetleriyle kendi deyimleriyle size 'terapi' gibi gelecek. Başlangıç olarak gelen lezzetli domates salatası ve taptaze malzemelerle yapıldığı aşikar soslu mevsim salatasından sonra, birbirinden lezzetli soğuk mezelerden özel sos ve baharat karışımlarıyla hazırladıkları cibesi özellikle deneyin. Sıcak mezelerden: Lezzet açısından asla birbirinden ayrı tutamayacağınız taddaki kalamar tava ve ızgara, özel soslu levrek sarma ve birçok balıkçıda asla o lokumlukta bulamayacağınız ahtapot ızgarayı mutlaka tadın, tereyağında karidesten ve balık köftesinden de mahrum kalmayın. Bu kadar mezeden sonra ne balığa ne de tatlıya yer kalıyor ama mekanın maharetli aşçısı Erdal Usta adeta bir tablo gibi hazırladığı, bakmaktan yemeye kıyamayacağınız, Therapia Tatlısı'nı ikram olarak yollayınca geri çevirmek olmuyor.
Uyarıyorum midenizde tahin ve portakal içerikli bu sufleye mutlaka yer ayırmalısınız.


BİZE ULAŞIN