26 Ekim 2009, Pazartesi

Maç öncesi

Kıskanmayın çünkü evinde, stat uzağında bir kafede ya da bir başka izleme mahallinde derbi seyretmek çok daha huzurlu ve keyifli.
Güya erkenden gidip tenha vakitte rahatça sızacaktım basın tribününe. Minik motosikletime atlayıp Harem İskelesi'nden kalkan feribotla kıta değiştirdim. Sonra Selimiye- Haydarpaşa tarikiyle Yoğurtçu Park girişine eriştim. Amanın bu ne kalabalık ağam? Daha 4 saat yok mu bu maça yahu? Yol kilit, ortam karınca düğünü, ahali zıvanayı terk edip çıkalı yıl olmuş eyvaaah!
Cadde boyunca her iki tarafa yayılmış dükkânlar, sokak aralarındaki tüm mekânlar, dahası mecburen daldığım Kalamış Marina istikametindeki cümle büfeler, barları kahveler, lokantalar sarı lacivert formalı insanlarla, insan ağızlarının çoğu da galvanizli- yaldızlı küfürlerle örülmüş dizelerle dolu.
Girişe tekrar ulaşıyorum
- Hiiişt kardeş acuk çekilsenize
- Vaaay Savaş Abi. Kaskı takınca tanımadık mı sandın. Dur bi fotoğraf çekinelim kaçma
-Hadi çekin de gideyim
- Abi böyle kaz kafalı halinle olmaz
- Kaz kafalı mı?
- Estağfurullah abi. Kask kafalı dedim.
Zor bela sıyrılıyorum ama az ötede yine etten bariyer. "Burası Kadıköy buradan giriş yok" şeklinde değişmeli slogan.
Ohh hamdolsu kapıya varıp içeri dalıp tribüne çıktım. Eş dost, ahbap çavuş, ünlü ünsüz tanıdık tanımadık herkeslerle selam kelam derken vakit erişti de takımlar çıktı bile. Meğer futbola değil Uzak Doğu sporuna ısınırmış hazretler. Arda-Christian dalaşı derken çim semtin tekmil çocukları kapışmaya duhul etti. Kabak, pardon yabancı cisim de yan hakemin başında patladı. Sonra maç oynandı, goller oldu ama kırk yılda bir fiziken gelmişim, atmosfer dururken bildiğiniz şeyi anlatmadım kötü mü?
BİZE ULAŞIN