TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
29 Ocak 2010, Cuma

Üff beee!..

Ben seni sevdim diye hiç kızmadım ki kendime... Ansızın düşen ilk damlası gibi yağmurun, saçıma, yüzüme, gömleğime, ansızın girişinden bugüne yüreğime; ben sana da hiç kızmadım ki...
Gidişin yokluğun değil sadece bir kayboluştu.
Bütün kayıplar gibi aranmaktaydın, bazı kayıplar gibi bir türlü bulunamadın.
Gidişin yokluğun değildi, çünkü her santimetrekaresinde ruhumun, bedenimin hep vardın.
Sarıp sokulamıyorum diye ben sana hiç kızmadım ki...
Anladım aslında. Ta önceden anladım hem de.
Her aşkın bir fotoğrafı çekilir daha ilk başvurusunda yüreğin.
Bir ikametgâh ilmühaberi çıkartılır sevdalıya.
"Hanesi aha tam burasıdır, kalbimdir oturum yeri" denilir...
Ve sevdalı bir gün bilinmedik adreslere taşınsa da künyesi hâlâ ve hep o semtte bilinir.
Sen o semtten, o adresten, o yürekten kapısını bile örtmeden, rüzgârı, karı, hırsızı bile gözetmeden, ardına bile bakmadan gittin diye kızmadım ki sana hiç. Bir yerlerden satırlara düşmüş görüyorum yaşanmışlıklarımızı. Tanımadık adamların çok tanıdık sızıntıları, yapış yapışkan sözcüklerde yaşanmışlıkların örselenmesi hazin. Sokulmaların tümünden pişman, öpüşmelerin tümünden şikayetçi, sarmaş dolaş geçen her anın ifşacısı olmaksa dileğin ne yapabilirim ki?
Şaşırsam da, üzülsem de, korksam da, korkutsam da sana hiç kızamıyorum ki...
"Aşk hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır" diyordu bir film sahnesi. Filmin o sahnesinin tıpkıyla hakikisi bütün bir ömrüne yayılır bazen. Bir nokta vardır ki, herkesinkinde birbirine benzer her "aşk hikâyesi"...
Kaçıncı yaşında olursak olalım ömrün ve kimiz, neyiz, ne düzeydeyiz, etiketlerimizde ne yazarsa yazsın. Aynı ortak yazgının öznesi olmaktır sonumuz Kader işte...
Ne yaparsın?...
Ne kaçılır kaderden, ne kadere kızılır...
Kızma. Sen de kızma...
Ben sana hiiiç kızmadım ki...
BİZE ULAŞIN