18 Nisan 2012, Çarşamba

Oktay Rıfat'ı anmak

Edebiyata az biraz ilgisi olanlar bilir. Türk şiirinde bir dönem 'Garip' adlı akım vardı. 3 kafadar şair Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat başlatmıştı bu akımı. Çünkü 3 Kalemşorların ortak çıkardığı kitabın adıydı Garip. İşin özü basitti; şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına şaşırtıcı, alaycı bir söyleyişle yaklaşıyorlardı.
Bugün andığım 3 dev şairden biri olan Oktay Rıfat'ı kaybedişimizin yıl dönümü.
Hem tanıma şansı bulup abi-kardeş sohbeti yaptığım hem de ilk gençlik yıllarımdan beri dizelerine hayran olduğum bir ozana bunları yazabilmek mutlu ediyor beni.

Nazım'la kuzen olmak
Önce gençlere tanıtmakla başlayayım onu.
Şairimiz, has be has Karadeniz çocuğuydu.
10 Haziran 1914'de Trabzon'da doğmuştu. Çünkü babası, o doğduğu sırada Trabzon Valisi olan şair ve dilbilimci Samih Rıfat, annesi Hasan Enver Paşa'nın kızı Münevver Hanım'dı. Pek çok sanatçı ve yazar içeren bir ailede yetişti. Büyük dedesi Macar Hurşid Bey, hem Türk hem batı müziği konusunda donanımlı bestekardı; dedesi Albay Hasan Rıfat Bey şiirle ilgilenirdi. Ressam olan teyzesi Celile Hanım'ın oğlu da Nazım Hikmet'ti, bakar mısınız genetik kaynağına. Ortaokulu Ankara Erkek Lisesi'nde okurken, ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu ve diğer 2 ünlü şair arkadaşla da o sıralarda tanışınca, Sesimiz Dergisi'nin as ozanları oldular.
Edebiyata olan ilgisi ve yazma tutkusu hukuk okurken de devam etti. 1937 yılında devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Siyasal Bilgiler öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Paris'te bulunduğu dönemde yalım bir söylemi ve bağımsız düşünceleri savunan Fransız şiirini kendisine yakın buldu ve ondan ilham aldı.

Kargayla tilki
1954
yılında yayımladığı "Karga ve Tilki" adlı şiir kitabıyla, Yeditepe Şiir Dergisi Armağanı kazandı.
1955 yılında İstanbul'a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Aynı yıl yayımladığı "Perçemli Sokak" adlı şiir kitabının önsözü, tartışmalara neden oldu. 1960'lı yılların başında Latin ve Yunan ozanların mitoloji kitaplarının Türkçe çevirilerini yaptı. 1969 yılında yayımladığı "Şiirler" adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü aldı. Bu tarihten sonra tiyatro ve roman çalışmalarına ağırlık verdi. "Oyun İçinde Oyun", "Zabit Fatma'nın Kuzusu", "Atlar ve Filler", "Yağmur Sıkıntısı","Kadınlar Arasında", "Birtakım İnsanlar" ve "Çil Horoz" adlı oyunları kaleme aldı ve her biri sahnelendi. Arkadaşı Melih Cevdet ile "Kıskançlar" adlı oyunu kaleme aldı.
1976'da ilk romanın "Bir Kadının Penceresi'nden" yayımlandı. 1980'de "Danaburnu" kitabıyla Madaralı Roman Ödülü'nü, aynı sene "Bir Cigara İçimi" adlı şiiriyle ede Sedat Simavi ödülü aldı.
Fransızca çevirmeni Sabiha Rıfat ile evliydi. Oğlu da yazar, çevirmen ve şair Samih Rıfat'tır. babasıdır. Son günlerine dek eser vermeyi sürdüren sanatçı, "Yağmur Sıkıntısı" adlı oyununu tamamladıktan sonar 1988 yılında İstanbul'da hayatını kaybetti.
Başta da söylediğim gibi. Bugün ölümünün 15. yıl dönümü. Onu kendi dizeleriyle bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum:

Ayna
Öyledurgun, sıcak saatler vardır ya,
Hani kararmış tahtalar, nikel, bakır
Işır karanlık odalarda, kanarya
Susar, kedi uyur, yazdır.

Hani yaprak kıpırdamaz, çakıl yanar,
Bir böcek sesi gelir bahçeden, fincan
Düşlere götürür sizi, kesik kanar,
Emersiniz, yazdır akan.

Öyle durgun, öyle sıcak saatlerde,
Sessiz bir bahçe görünür aynadan,
Nerde bu gök, dersiniz, bu ağaç nerde,
Ne Uzay kalmış ne Zaman!

Camdan duvarlara sıçrar da Yeşil
Parlar kararmış tahtalar, nikel, bakır,
Kanarya susar, kedi uyur, bir gül...


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN