İsmail Çağlar

Eğitimde insan unsuru

TÜRKİYE'NİN en önemli meselelerinden birisinin eğitim olduğu konusunda hemen herkes ittifak ediyor. Konuya ideolojik bir körlükle yaklaşıp "AKP hükümetleri imam hatip açtı. Çağdaş eğitimin yerine dinci eğitim veriliyor" diye yaygara koparan azınlığı bir tarafa bırakırsak toplumun eğitim konusunda oldukça sağlıklı beklentileri var. Türkiye gibi eğitim çağındaki nüfus oranı yüksek, gelişmekte olan bir geçiş toplumunda geceden sabaha mükemmel bir eğitim sistemi kurmanın zor olduğu biliniyor. Toplum eğitim alanında sayısal göstergeler noktasında çok mesafe kat edildiğini görüyor. Ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması, yeni dersliklerin yapılarak sınıf mevcutlarının düşürülmesi, eğitime ayrılan payın günden güne artması gibi olumlu gelişmeleri görüyor ve takdir ediyor. Öte tarafta eğitimin niteliği söz konusu olduğunda AK Parti iktidarları döneminde diğer birçok alanda kat edilen büyük mesafenin henüz kat edilemediğini ve yakalanan başarıların yakalanamadığını düşünüyor.
Gelin meseleye bir de tabandan bakalım. Sistemi, bakanı, hükümeti eleştirmek haklı olabilir. Bir de insan unsuruna bakalım...
Bizim evlat okul çağına geldi. Bu sene inşallah okul öncesi eğitime başlayacak.
Geçen sene okula yavaş yavaş uyum sağlasın diye bir özel anaokuluna kayıt yaptırdık. Çok şükür okulda çocuğumuza kötü bir muamele yapılmadı ancak eğitim anlamında en ufak bir katkı da olmadı.
Bu sene ise düzenli olarak anasınıfına gidecek. İlkokula başlamadan önceki son durak... Biz de geçen seneki tecrübeden sonra çocuğumuzu mahallemizdeki devlet okuluna göndermeye karar verdik. Geçtiğimiz haftalarda okula gittik, müdür beyle tanıştık ve kaydımızı yaptırdık.
Eskiye nazaran kırtasiye işlemleri oldukça azalsa da yine bir miktar evrak kovaladık kayıt işlemleri için. Kaydımızı yaptırdığımız sırada öğretmenler izinde oldukları için çocuğumuzun öğretmeni ile tanışamadık.
Bu hafta başında okulu arayarak öğretmenlerin izinden dönüp dönmediğini soralım istedik. Telefonu açan okul müdürü bu talebimizi hayretle karşıladı.
"Öğretmenle tanışıp ne yapacaksınız, okul açıldığında çocuğunuzu getirip öğretmenle tanışırsınız" cevabının üzerine söylenecek çok söz kalmadı.
Böyle bir yöneticinin sorumluluğundaki okula çocuğumuzu göndermek istemedik ve başka bir okul bakmaya başladık.
Anasınıfı olduğu için çocuğumuzu başka okula yazdırmak konusunda milli eğitim daha esnek davranıyor.
Biz de komşuların tavsiyesini dinleyerek evimize yakın bir başka okula gittik.
Aklımızda önceki müdürle yaşadığımız kötü tecrübenin endişesiyle müdür beyin odasına girip durumu anlattık.
Talebimizin çok sıcak karşılanıp, kaydımızın yapılacağını öğrenmekten başka müdür bey okulu gezdirdi, çocuğumuzun okuyacağı sınıfı gösterdi, okulla ilgili yaptıklarından ve projelerinden bahsetti. Ne zaman istersek gelebileceğimizi, öğretmenimizle tanışabileceğimizi ve bunların yanında ziyaret maksadıyla da gelmek istersek kapısının her zaman ardına kadar açık olduğunu söyleyerek bizi uğurladı.
Kısa sürede tanıştığımız iki müdür de bu memleketin evladı. Bu ülkenin üniversitelerinde okudular, okullarında öğretmenlik yaptılar. Aynı semtin birbirine çok yakın iki okulunda birinden tamamen farklı iki yöneticilik tarzı sergiliyorlar. Demem o ki; sistemi daha iyi yapmaya çalışalım, fiziki sorunları çözelim, müfredatı mükemmelleştirelim, öğretmenlerin özlük haklarını geliştirelim...
Eğitim meselemizi halletmek için ne gerekiyorsa yapalım ama günün sonunda her sistemin insanla yaşayıp ve yürüdüğünü unutmayalım.
Neticede dönüp bakacağımız yer, insan olarak bizim ne durumda olduğumuzdur.