26 Ocak 2010, Salı

Geleneksel kış

Kar, kendisine içeriden bakan çocuklara, "pamuk şekeri" dağıtır da...
Yoksula, sefile bembeyaz ağlar.
Hayatın ressamıdır.
Hem cinnet, hem minnettir kar.
***

Ruhların donduğu bir ülkede, kuşların, kedilerin donması ve hatta insanların donması, pek ilgi görmez.
Türkülerimiz vardır.
"İnce ince bir kar yağar fakirlerin üstüne."
Çaresizlik, otobüslerin içine de yağar, dışına da.
Bozulan otobüsün dışında kalan bir kadın, karların ortasında ağlıyordu.
Sokakta yaşayan adamın biri, köpeğine sarılmış, ısınmaya çalışıyordu.
Bir engerek sessizliğindeydi kar, alacak can arıyordu.
***

Kışı sevmem.
Yoksulları dizüstü yaşatır.
O yüzden Süleyman Demirel'i ne çocuk yüreğim affeder, ne delikanlı yıllarım.
Demirel, yeğeni Yahya'yı koruduğu kadar, yoksulları ve işçileri korusaydı, toplum bugün bu halde olmazdı.
Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller, yoksullardan aldıklarını, zenginlere boca etmese, karın ve soğuğun bu insanlardan alacaklarında azalma olurdu.
Darbe siyasetinin ihtilal ağaları, işçilerin, emeklilerin haklarına sahip çıksa, bugünkü sefaletin yarısı yok olurdu.
***

Kim gelirse gelsin, bu topraklarda sefaleti yok edemez. Çünkü insanlar, kaderlerini yazanlara rıza gösterdiler.
Politikanın kulu olurken, kendilerini acımasız sisteme köle ilan ettiler.
Eee, böyle bir daveti de, hiçbir politika reddetmezdi.
O yüzden gelenek sürüyor.
Acımasız kış, saltanatını sürerken...
BİZE ULAŞIN